anılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2016 Cuma

Eşsiz mi eşsiz mi?

Çoraplar... Ayağa giyilen, spor ayakkabısından gözükse de pantolonun paçasıyla örtülen özel eşyalar benim için. Özel demişsem de değerli anlamayın. Dışarıdayken çoraplarımın gözükmediği ve mescit dışında ayakkabılarımı çıkarmadığım için özel şeyler.

Peki onlar gerçekten özel ve güzel mi?

Geçen gün evde çorap aradım.
Ama cidden aradım yani yeni yıkanmış çorap kokan her odada bulundum.
Küçüklüğümden beri görmeye aşina olduğum eskimiş çorapları elimle itip asıl güzel olanlarla küçük bir mülakat yaptım.
Kimisi renginden, kimisi dikişinden ödün vermişti.
Kısacası çorapların derdi benden de çoktu.
Düşündüm, Allah aşkına bu eve kaç yıldır düzgün çorap girmiyordu?!

Aslında çoraplar konusunda bu kadar garip(vurdum duymaz) bir aile olduğumuzu ilk defa geçen sene yurtta kalırken fark ettim. Bir insan hangi çorabın kendisine ait olduğunu bilmez mi yahu? İşte ben bilemiyordum. Çünkü ortada duran o çorap benim çorabım olmasa bile ikizimin ya da ablamın olabilirdi. Ve çorap çoraptı çok da önemli değildi. Sırf bu nedenle yanlışlıkla oda arkadaşımın çok çorabını çalmışımdır. Sağolsun asla kötüye yormadı :D

Ablam bir keresinde demişti ki:

"İnsan sabah güzel bir çorap giyerse güne güzel başlıyor."*
*Şimdi yalan olmasın tam bu cümleyi söylememişti ama buna benzer bir şeydi.

O zamandan beri en büyük hayalim gerçekten benimsediğim güzel bir çorap giymek.
Aslında bu hayalimi gerçekleştirebilmek benim için oldukça kolay bir şey fakat güzel çoraplar benden oldukça uzaktır. Bir kere güzel nedir ki? Ben oldukça düz mantık bir insanımdır ve benim için güzel çorap her türlü kıyafetle giyebileceğimdir.

Sırf bu nedenle asla renkli çorap almam. Ya siyah ya da beyaz alır ve giyerim. Bazen çok nadir -ablam renkli şık bir çora almışsa ve de benim kıyafetlerimle denk gelmiş ve çoraba uyum sağlamışsa- o zaman bu güzel çorap uyumu hayalim gerçekleşir. Ama dediğim gibi, siyah-beyaz ile bu denk gelme olayları fazla yaşanamıyor.

Bugün Pendik'e gittim, ortaokul arkadaşlarımla buluşmaya. Biraz da erken gittim ki Bosnaya gitmeden önce ihtiyacım olan bütün eksikliklerimi gideriyim. Dolayısıyla buluşmadan önceki bir saatimi gezmeye adadım fakat "CANIM" arkadaşlarım kırtasiye malzemeleri dolu dünyaya dalarken ben de dükkanlarda çürüdüm. Sonuç olarak, çorap alamadım.

Sonra arkadaşlarla buluştuk. Öyle kocaman bir grup sayılmazdık ama gruptuk işte. VE BEN MİNİ ÇAPLI PENDİK GEZİMİZ SIRASINDA HERKESİ BEKLETEREK ÇORAP ALMAYA GİTTİM MUHAHAHAHHAHA.

Çok da iyi yapmışım. Evimiz güzel çorap gördü. Fakat o aceleyle yalnızca 3 çift çorap alabildim dolayısıyla normal insanlar gibi güzel çoraplarla yaşayabilmemiz için geriye 380447 çift daha güzel çoraba ihtiyacımız kaldı. (evdeki çorapların O kadar işe yaramaz olduğunu düşünüyordum.) Kısacası fail etmiştim.

Gezintiden miras kalan ayak ağrılarıma rağmen oturdum düşündüm. Ne yapabilirim. Sonradan aklıma 1 aydır yıkanmış ve asılmayı bekliyor olmasına rağmen unutulan(unutturulan :), odamın bir köşesinde kendi halinde kuruyan çamaşır sepeti geldi.


Belki aralarında hala işe yarar eşsiz birkaç çorap bulabilirdim.

Evet gerçekten oldukça eşsizlerdi. EŞSİZ.

Yok arkadaş, bütün sepeti boşalttım yok. Üstünde çizgiler olduğuna emin olduğum fakat yıkanmaktan rengi solmuş bu nedenle hangi renk olduğunu kestiremediğim çorabın eşi yok!

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Kadıköy'ün benle alıp veremediği ne? #2

1 yıl önce yaklaşık bu zamanlarda bir yazı yazmıştım. Başımdan geçen trajikomik bir olayı anlatmış, bu olaydan sonra ders aldığım konusunda güvence vermiştim.  Belki bazılarınız hatırlar.(moka💕) Devamı gelecek bir yazı değildi. Fakat geldi.

Peki ben bu yazıyı neden sizlere hatırlatıyor ve yazıma böyle bir giriş yapıyorum?
Çünkü başıma benzer, çok daha kötü bir olay geldi.

Yine eve giderken aktarma yapacağımız aracı beklemek yerine bu seneki oda arkadaşım Miss Ki ile Kadıköy'de kısa bir turu yapmaya karar verdik. Küçük bir tur olacaktı çünkü zamanımız geniş değildi ve bir elimde koca bir bavul vardı. Evet, Kadıköy'de elinde bavul ile gezen bir liseli görürseniz o benim.

Akmara(ünlü bir pasaj) doğru yürürken Miss Ki'ye uzun zamandır anketörlere rastlamadımdan ve bu durumun ne kadar ilginç olduğundan bahsettim.  Dualarım kabul oldu diye espriler yaptım. O da beni onayladı yolumuza devam ettik. Her zamanki gibi büyük konuşmuşum...

Tam bu sırada iti an çomağı hazırla misali koca caddede adamın teki bizim yanımıza gelip:
"Küçük bir anketimiz var katılmak ister misiniz?" dedi.

Ben hemen bu tür olaylardan nasibimi almış bir şekilde "Hayır olmaz" dedim. Benim cevabım oldukça kesindi fakat Miss Ki "2 dk'lik bi şeyse neden olmasın" deyiverdi!!

Ben Miss Ki'yi ikna etmeye çalışırken adam anketin konusunu söyledi:

"Size deterjan koklatacağız buna göre anketimizi dolduracaksınız." dedi. Tabii ki garipsedik ne o öyle koklatma felan! Ben gitmek istediğimi yinelerken Miss Ki espiri yaptı, adama espri yaptı.

"Yalnız biz 16 yaşındayız ne anlarız ki deterjandan, siz en iyisi başka birine sorun" dedi. Adam da yaşımızı 36'ya büyültebileceğimizi, sorun olmayacağını,  bizim bu anketi doldurmamız karşılığında 8 tl alacağını, bizim doldurmamıza ihtiyacı olduğunu, kesinlikle 8 dakikayı geçmeyeceğini söyledi.

8 dakika mı!! diye karşı çıkacakken adam, "Hemen şurada yapacağız anketi, ben sizin bavulunuzu oraya kadar taşıyım rahat edin" dedi.

Bavulu benim elimden almaya çalışırken izin vermedim ve gösterdiği yöne-iki mağaza arasında kalmış apartman dairesinin kapı önüne- doğru ilerledim. İki üç kişi vardı. Kısa bir sohbet ettiler. Sonra da adam bir üst kata çıkmamız gerektiğini söyledi.

Eee yetti artık dedim ve merdivenlere doğru gitmeye yeltenen Miss Ki'yi oradan çekip çıkardım. Yürü gidiyoruz dedim. O da bence de gidelim dedi ve gittik.

O zaman bu olay benim için büyük bir olay bile değildi. Gereksiz zaman kaybından kurtulmuştuk. Boşa vakitti! Neden yapacaktık ki!?
Tabii ki olaya yanlış taraftan bakabilmeyi başardım...
Hatta gözümde o kadar önemsiz bir olaydı ki , Yolculuğumuza normal bir şekilde devam edip kitabevinin satın alamayacağımız kitaplarına neşeli neşeli göz gezdirdik ardından da metro ile evlere dağıldık.

Şu yazımda cuma günlerinin(eve dönüş günleri) bizim için tam bir curcuna olduğundan bahsetmiştim. Hatta kısa bir alıntı ile sizlere yazının ana fikri vereyim:
Cuma günleri eve her gelişimde herkes bana, ben herkese bi şeyler anlatmak istiyorum! İzlediğim dizi olsun,duyduğum hikaye olsun hepsini! Ama  hepsini anlatabiliyor muyum? Şanslıysam yada bana sıra gelirse. 3 kardeşin üçü de yurtlu olunca...
İşte yine bu günlerden birini yaşıyordum. Gerçi bugün çarşamba fakat bildiğiniz gibi bağlamalı bir tatile giriyoruz, 4 gün!! Yurtluların neredeyse hepsi ailelerinin yanına döndü :)

Akşam yemeğinde oturduk konuşuyoruz. Ben hafızamı arayor tarıyor avaşça anlatacağım şeylerin sayısının tükendiğini fark ediyordum. Bu kısacık haftadaki önemli olayların hepsini anlatmıştım. Sıra gelmişti önemsizlere(!).

Ben de başladım anlatmaya... Bu önemsiz detarjan olayını...

Anlatırken olayların saçmalığı yavaşça beynime dank etti. Jeton yeni ve yanlış yerde düştü. Hatam yüzüme set çarptırıldı.
Anlatımım onlarca  kez bağırışlarla kesildi. Annemler, neredeyse öldürüleceğimi, kaçırılacağımı, ucuz kurtulduğumu, bir daha kadıköye gidemeyeceğimi söylelerken katiyen yaptığım davranışlara  alkış tutmadılar. Zaten annem ilk 5 dakika şoku atlatamadı. Sürekli aynı şeyi tekrar etti:

"Daha geçen hafta watsapp'ta böyle bir toplu mesaj gömüştüm. Yalandır diyerek geçmiştim" dedi ve tekrar dedi. Ardından zibilyon kere tekrar etti.

Sanırım yakında annemin tüm arkadaşları tarafından tanınacağım. Hatta 3.elden bilgi olarak sunulacağım. Eğer ki annenizin arkadaşının arkadaşının kızının başına böyle bir olay gelmiş şeklinde bir duyum alırsanız bilin ki o arkadaşının arkadaşının arkadaşı... kızı benim.
Change org'a düşmem an meselesi sjsksjsk

İşin şakası bir yana, annemlere beni hiç tebrik etmedikleri konusunda sitem ettikten hemen sonra odama çekilip Miss Ki'yi aradım. Olayların gerçek yüzünün neler olabileceğini, ucuz kurtulduğumuzdan bahsettim. Neredeyse giriyorduk dedim.

"Ama girmedik dedi." Artık sonumuz hayrolsun. Akıllanmayışımız nedeniyle gerçekleşecek bir başka kadıköy maceramda görüşmek üzere! Dua edin de bir sonraki bu kadar büyük bir olay olmasın. Allah hepimizi beladan musibetten korusun. Amin.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

MİM #04 Ben küçükken

DSK'nin pasladığı mimi cevaplamak icin beynimin en ücra köşelerinde kadar bir anı taramasi yaptım. Oldukça zordu. Hangi akılla mimlenmek istemiştim ki :D neyse iyi oldu yeniden ne kadar saf bir çocuk olduğumu anladım.
O zaman başlıyorum:

Tanıştırıyım: Ablam.
Ben küçükken portakal çekirdeği yersem midemde portakal ağacı büyür diye korkardım. Bu düşüncelerin altında hep demon ablam var -_-

Ben küçükken babannemin sık sık tekrarladığı "Yemeğini tam sıyırırsan nişanlın güzel olur" repliğinden yola çıkarak gelecekteki nişanlım için elimden geleni yapardım ki o zamanlar nişanlı kelimesinin anlamını tam kavrayacak yaşta olduğumu bile sanmıyorum.

17 Nisan 2015 Cuma

Kadıköyün benle alıp veremediği ne?

1.5 yılda canını çıkardığım, içinde 0.3 mb yer kalan telefonum,daha yeni yenilenmesine rağmen hunharca kullandığım internetim ve yazılıların bitimiyle rahatlamasi gereken insan karşınızda!
Gerçekten bu aralar inek öğrenci modundaydim ve hic rahatlayamadim artiı buna bi son vermek icin bloga yazi yazıyım dedim.
Şu sıralar neler yapıyosunuz? Yaşadığınız garip yada komik bi olay var mı?
Benim var! hem de oldukça trajikomik....

Ayda iki defa kardeşimle eve metro ile gidiyoruz 3 vasita -tabii ki ölüyorum-
Ama her hafta çektiğim Asıl sorun:
Ben mi cok saf görünüyorum yoksa bütün yoladan çeviriciler bana mi denk geliyor???
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...