Neden blog yazıyorsun diye soranlar oluyor bazen. Onlara "söylemek istediğim çok şey var" diyorum. Yaşadığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum güzel ya da değerli şeyleri başkalarıyla-sizlerle- paylaşmak istiyorum. Böylece aslında ben de sözlerimi bomboş bir sayfada yazarken tartabiliyorum. Eksiklikleri, nedenleri, sebepleri, sonuçları kafamda toparlayabiliyorum.
Fakat son günlerde yapmış olduğum bu challenge yüzünden sanki anlatacak hiçbir şeyim yokmuş gibi hissediyorum. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Gelse bile bu istek anlatmak istediğim şeyi ilk düşündüğüm zaman hissettiğimdeki kadar kuvvetli olmuyor. Yani aslında ben o isteği geciktirdikçe onun bendeki değeri azalıyor ve zaten ben o konuyu artık iyi hatırlayamıyorum. Bu şekilde olunca ben istekli ve samimi olamıyorum bu da yazının normalden daha kötü olmasına sebep oluyor.
Challenge'ın bu şekilde devam ediyor olması beni zorluyor. Ama sorun değil. Ben zaten zamanında yazılan yazının değerini kendime anlatmak için yaptım bu challenge'ı. Bu 15 günün sonunda kendi kendime önemli bir ders vermiş olacağım inşallah.
İşte anladın Rana. Anlatılacak olan ancak anlatılınca kalıcı olur. Yoksa söz uçar gider.
Blog neden yazılır'a yeni cevabım: Yıllarımın öylece akıp gitmesine izin vermemek için.
#Hayata dair
Lise sonun başlarında okulumuzda bir oylama oldu. Bu oylama topluca alınacak bir eşyanın görüntüsüyle ilgiliydi. Olayı tamamen anlatmayacağım fakat anlamanız için örnek vermem gerekirse "Okul anısı olacak çantanın üzerine "BizTürk'üz" yazısının konup konmaması ile ilgili bir şey gibiydi. Yani okulla alakası olmayan bir yazıyı çantaya koyacak olmaları dönemde soru işareti yaratmıştı. Yani evet Türk'üz ama bunu biz seçmedik. Hem de bunun lisemiz ile ne ilgisi var?
Sonuç olarak bence çantada varlığı oldukça gereksiz bir şeydi.
Fakat herkes yazı tarzını çok beğenmiş olacak ki çok büyük bir çoğunluk yazının kalmasında diretiyor istemeyenlerin nasıl böyle bir şeyi istemediğine sinirleniyorlardı.
Ben o istemeyenlerden biriydim. Bunu söylerken çekinmiyordum çünkü gerekçelerim mantıklıydı ve demokratik bir ülkede yaşıyoruz değil mi?
Sonra oylama için sınıf geldiler. Sınıfta toplam 35-36 kişiydik. Oylamayı yapan arkadaş:
-Bu yazıyı istemeyen var mı? diye sordu.
Bu söyleme tarzı istemeyenleri dışlamaya yönelik önemli bir hareketti.
Tüm sınıfın gözleri önünde 4 kişi el kaldırdık. Kötü bir histi. Toplumdan aykırı bir davranış sergiliyordum. Zaten beklenenden az kişi kaldırmıştı çünkü teke tek görüştüğüm birkaç arkadaşım sınıfta oylama yapılırsa el kaldırmayacağını söylemişti. Öyle de yaptılar.
Teneffüste başka sınıflarda durumun ne olduğunu sordum. Benimle aynı fikirde olduğunu sandığım biricik EN yakın arkadaşlarıma sınıflarından kaç kişinin istemediğini sordum.
Sınıflarından kimsenin el kaldırmadığını söylediler.
Sizin dışınızda mı? diye sordum.
-Biz de kaldırmadık ki. Zaten azınlıktaydık. Kaybedeceğimin belli olduğu bir oylamada sessiz kalmayı tercih ederim.
O gün kendimi hayatımda hiç olmadığım kadar kötü hissetmiştim. İlk kez aldatılmıştım. Son sınıf olmanın getirdiği stresle olayı ben mi büyütmüştüm yoksa gerçekten üzülmeye değen bir konu muydu hala bilmiyorum.
Ama güven dediğimiz şeyin benim için ne kadar önemli bir şey olduğunu o zaman daha iyi anladım.
Bir de Kapalı oylama ve açık sayımın önemini.
Çünkü bu yapılan şey 1958lerde yaşıyormuşuz izlenimi verdi bana. (Açık oylama)
#Günün Filmi: Ucitelka (The teacher)
Bu filmi daha önce duymadığınıza iddiaya girerim. Hatta bu filmin yapıldığı ülke hakkında da pek bir şey bilmiyorsunuzdur muhtemelen. Bunu sizi kışkırtmak için söylemiyorum. Ben bilmiyordum, Slovenya'nın geçmişte kominist bir ülke olduğunu ve dillerinin bu kadar ilginç olduğunu.
Bu film 1982 Slovenya'sında ( O dönemin Çekoslavakya'sı) yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor. Sıradan bir sınıfa yeni gelen sıradışı bir sınıf öğretmeninin öğrencilerde yarattığı etki ve sonucunda yaşanan kaosu.
Anlatım tarzı Avrupa soğukluğunda. Avrupa soğukluğu: Yaşananların hiçbirinin karakterleri güldürmemesi fakat izleyiciyi çok güldürmesi. Yani film ironiden beslenen bir başyapıt (bence).
Konuyu biraz daha anlatmam gerekirse, bu hocamız öğrencilerin notlarını verme ayağına velilere ayak işlerini yaptırıyor. Bu sisteme ayak uyduramayan velilerin çocukları da "aptal" öğrenci oluyor.
Buyrun fragman: (Bu arada ben televizyonda izlemiştim yani dublaj da gerçekten iyiydi etkiyi daha kolay hissettim.)
Filmi izledikten sonra yeniden buraya uğrayacaklar için:
SPOİ! Filmin sonu size de anlattığım olayla çok benzer gelmedi mi? Açık bir oylamada gösterilemeyen cesaretin kapalı oylamada nasıl cesurca gösterilebildiğinin en güzel örneğiydi bu film. Benim için etkileyici bir filmdi. Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Yorumlarınızı bekliyorum.
En sevdiğim clipi buraya ekliyorum:

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder