Sıkı takipçilerim bilir. Küçüklükten başlayan bir satranç maceram var benim.
Sanırım 7 yaşındayken satranç derslerinde bu oyunu öğrendim. Sonra hocamın desteğiyle haftada bir ikiz kardeşimle satranç kursuna kaldık. Ve turnuva hayatım başladı.
Ben satrancı o zamanlar bir oyun olarak görmüyordum. O benim için risk alınan bir dersti. Başarmalıydım. Yenilmeyi istemiyordum, kimse bunu istemez. Risksiz bir maç olsun kolayca yenebileyim istiyordum.
Ama işler böyle olmuyordu. Yenmeyi amaçlarken fark ediyordum ki ben aslında bazı maçlarda yenilsem de o maçta elimden geleni yaptığım için çok eğleniyordum hatta beleşe kazandığım bir maçtan bile daha çok...
Fakat bazı maçlar olurdu, salondan ilk ben çıkardım.
Yenilgiyle.
Hocam derdi ki, ben yenilmene kızmıyorum. Mücadele etmemiş olmana kızıyorum.
Sonrasında okul değiştirdim. Sırf "kızlar satranç takımında" oyuncu eksiği var diye zorla takıma sokuldum. Sonra istemediğim turnuvalara tanımadığım insanlarla gittim. Ama yine de ben o turnuva alanlarını çok sevdim.
Salondaki sessizliği, rakiplerin açıklandığı panonun çevresindeki kalabalığı, Yenmeyi, yenilmeyi...
Sonra yine okul değiştirdim. Bir sene boyunca hiç satranç kelimesi geçmedi hayatımda.
Ardından bir gün yeni okulumun koridorunda ilk satranç öğretmenimi gördüm, Erdem hocayı.
Küçükken hepimiz şimdikinden biraz daha çekingendik sanki. Hocaya görünmemek için sürekli yolumu değiştirdim. Hayır satranç oynamak istemediğimden değil, ne biliyim beni yanına çağıracak ve benimle maç yapacaktı. Tabiki yenilecektim sonuçta o bir hoca. Ama bilgi yarışmasına çıkıp en kolay soruda elenmek diye bir şey var, satrançtaki hata da böyle bir şey. İşte ben kendime güvenmiyordum.
Gerçekten korktuğum başıma geldi.
Hocayla buluştum ve yeniden kulübe alındım. Yeni turnuvalar yeni maçlar derken yeni bir şey eklendi: hayalkırıklığı...
Körelmiştim. Daha doğrusu yaşıtlarımın gerisinde kalmıştım ki bu o zamanlar utanç verici bir şeydir. Çünkü bir yaş küçüğüne yeniliyorsun. Ezikçe bir şey mi demeli?
Ama Allah yardımcı oldu bu yolda hiç yalnız hissetmedim çünkü benim yaşıtım iki arkadaş daha takımdaydı. Evet onlar da bir yaş küçüklere yeniliyordu :D
(Aslında bizim alt dönemler fazla iyiydi. Bu nedenle biz onları artık rakip olarak değil takım arkadaşı olarak gördük.)
Yine bir turnuva dönemi başladı. Takımımda benden başka kız yoktu. Ben de biraz daha büyümüştüm artık. Onlarla takılırken kendimi fazlalık gibi hissettiğim zamanlar oluyordu bu yüzden elimden geldiğince onlarla dolaşmıyordum. (Şimdiki aklım olsa asla uzak durmam. Olayları yönetmekte daha etkin olurum)
Bu dönem de kazasız belasız geçti. Hatta bazen umduğumdan daha iyi geçti. Kızlarda ilde 9.oldum bir sefer. (Madalya vaad etmişlerdi ama vermediler...)
Sonra lisede uzun bir süre hiç oynamadım. Aslında matematik olimpiyatlarına katılırken bu geçmişimi bir referans olarak kullanmıştım ama satrançtan bahsetmek dışında bir şey yapmadım.
Sonra bir gün okul genelinde satranç turnuvası yapılacağı söylendi. Gündemime yeniden satranç girdi. Tabi ben bu işleri ciddiye alırım hemen antrenmanlara başladım. Bir uygulama inirdim ve yeniden oynamaya başladım.
Turnuvada 3. oldum ve madalya kazandım.
Bunu hiç beklemiyordum.
O zaman dedim ki beni başarıya götüren bu oyunu ciddiye almamdı.
Çünkü satranç ciddi bir oyundur.
İşte tam olarak aslında burada bir hata yaptım. Bunu uzun zamandır da yapıyordum. Fakat bunun farkında değildim. Bunu daha sonradan en yakın arkadaşımla bir maç yaptığımda fark ettim.
Arkadaşım beni kolayca yendi.
İşte ben o zaman o kadar kötü hissettim ki, o kadar duygularıma hakim olamaz oldum ki bu durum benim mantığımda bir sorun olduğunu fark etmemi sağladı.
Aslında satranç sadece bir oyundu.
İnsanların zaman geçirmek, beyin cimnastiği yapmak için buldukları bir oyun. Yalnızca eğlenmeli, gülüp geçmeliydim. Ama yok, benim bir geçmişim var ya ben elbet iyi bir sonuç almalıyım.
Hayır. Aslında hiçbir şey yapmak zorunda değildim. Yenilmek en doğal hakkımdı. Hem kaybetmek Dünyanın sonu mu!
İşte bunlar benim büyürken bana söylenilen her şeyi küçük dünyamda otorite olarak görmemden kaynaklı durumlardı. Hani ben bu oyunu bir ders olarak görüyordum ya, bunun nedeni bana hiçbir zaman bu oyunu oynamak zorunda olmadığımın söylenmemesi ve benim hiç ben bu işi yapmak istemiyorum demememdendi.
İşte biz küçük dünyamızdaki otoriteleri yıktığımızda büyümüş oluyoruz. Bunu 18 yaşımda fark ettim. Hayatımın merkezine beni koyduğumda her şey daha az ödev geldi.
Şu an hala daha satranç oynuyorum. LİCHESS adındaki bir uygulamadı ismim areyeney.
Ama şu an çok eğlenerek oynuyorum. Arada kendime sinirlendiğim oluyor ama kendimle barışmanın çözümünü de buluyorum. O seçeneği seçtiğim zaman kendimce nedenlerim oluyor ve ben kim milyoner olmak ister programındaymışçasına evet bu son kararım deyip hamlemi yapıyorum.
Kabul, satrancı hala ciddiye alıyorum.
Ama ben bunu yapmak istediğim için yapıyorum.
Günün filmi: Masum hamleler
Yıllar sonra tekrar ve tekrar izleme şansı buldum. İlkinden çok daha fazla etkilendim. Çünkü bu duygular, mekanlar, sözcükler tanıdıktı. O çocuk ben değildim, hiçbir zaman o kadar iyi değildim. Ama bir şeyler bendendi. Bu yalnızca yetenekli bir çocuğun önündeki engelleri kolayca aşmasını anlatan bir film değildi. Öyle olsaydı muhtemelen beğenmezdim. Çünkü dünya bu değil. Sosyal hayatın etkileri insanlar üzerinde aşırı fazla. İnsanlar tükenebilir, zorlanabilir, en önemlisi hata yapabilir.
Konusu: 7 yaşındaki bir çocuğun gösterdiği bir başarı sonucu üzerindeki baskının artması ve bunun sonucunda ailesi ve çevresinin olaylara verdikleri tepkilerle çocuğun şampiyonluğa yol alması.
(KONU KESİNLİKLE BU DEĞİL, ÇOK DAHA FAZLASI!)
Günün kitabı: Satranç
Aslında son zamanlarda satranç ismi olarak oyunundan daha popüler bir kitap bu. Nazi Almanyasında yaşayan ve muhalif olarak hayatına son veren Stefan Zweig'in okuduğum tek romanı.
Aslında kitabı lisede okumuştum. Kısa bir kitap olduğundandır 24 saat dolmadan kitap bitmişti. Başlarda olaya hakim olamasam da kitap bir anda beni tıpkı masum hamlelerde olduğu gibi tanıdık mekanlara götürdü.
Bir insanın satranç tahtasıyla tek başına olduğu mekanlara. Turnuva ara günlerinde( turnuvalar 2-3 gün sürer ) bazen atın açmaza alınmasıyla uyandığım oluyordu. Bir işi yapacakken bunu tahta üzerinde düşünüyor ve yaptığım hamlenin neye sebep olabileceğini düşünüyordum.
Deli miyim ben ya!
Hayır bu aslında bana özgü değil, her şeyde böyle. Ablam üniversiteye hazırlanırken onu uyandırmaya geldiğim bir vakit uyku uyanıklık arası bana x'in neden bulunamayacağını anlatmıştı. Bir insanın meşguliyeti neyse zihni de onunla doludur.
Fakat bunu olay örgüsünün içerisinde bu kadar etkili görmek beni çok heyecanlandırdı.
Okuyun okutturun. Kitap tam bir başyapıt !
Meydan okumamda sonunda bir kitap önerisi yaptın ya Aferin Rana!
#günün isyanı
Hani dün demiştim ya hastayken gezin eğlenin diye.
Fikrimi değiştirdim.
Yapmayın.
Bugün Ankaraya termal bir otele geldik. (İlk kez kışın termal bir yere tatile geliyorum. ) Varmamıza yarım saat kala bir anda başıma ağrılar girdi. Ama ben hayatımda böyle bir ağrı yaşamamıştım.
Sinüzitin uçakta ağlayan bebek basıncından versyonuna denk geldik, iyi mi?!
Velhasıl siz direkt hasta olmamaya çalışın.
Sağlıcakla kalın!


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder