27 Mayıs 2016 Cuma

Blog korkularım #2 ~ İçimde kalıcaktı.

Merhabalar! Yeni bir blog korkularım yazısı ile sizlerleyim.

Nedir bu yazılar?

Blog korkularım adlı yazılarım, Blogger'da beni ürküten, saçma olan, neden olduğunu bilemediğim olayları sizlere anlatarak dertleştiğim bir yazı silsilesi. Gerçi daha o kadar çoğalmadılar şu an ikincisini yazıyorum fakat inşallah ileride o da olacak.

O zaman anlam veremediğim durumlar konusunda beni aydınlatmanız dileğiyle, iyi okumalar!

1)Mobilde önizleme yapamıyor olmam


Bilmiyoeum sizlerde oluyor mu olmuyor mu fakat blogumu açtığım ilk haftadan sonra ne zaman telefondan yazı yazsam ve önizlemesine baksam şu görüntüyle karşılaştım:


7.sınıftan beri bimcelliyim bi yerimde eksiklik hissetmiyorum B)

Blogu açtıktan bir hafta sonra diyorum çünkü bir yanım o zamanlar bu özelliğin çalıştığını, kodları bilmeden kurcaladığım zamanlar bir şeyler yaptığımı söylüyor. Hafızam da belli ölçüde bu düşünceyi destekliyor. Fakat ben hafızama fazla güvenmem. Daha geçen gün tarihte beni yazılı kağıdımla başbaşa bıraktı ne güvenicem!

Sizde de böyle bir durumun oluştuğu oluyor mu?

2)Yayınlandıktan çok sonra kontrol panelinde görüntülenmesi

Yine blogu ilk açtığım dönemler blogda saat ayarlama diye bir seçeneğin olduğunu bilmiyor, yazılarımı amerika saatine göre ayarlıyordum. Nasıl mı? Tam hatırlamıyorum fakat yazılarımı gece 12'de yayınlar, kontrol paneline sabah 7 de gelmesini sağlardım. Evet kendime cahilce işkence ettiğim uzun bir dönem vardı.

Kontrol panelini bilmeyenler için açıklama: Blogger'ların blog yazılarını takip ettikleri yer.

Önüme gelene açtığım bloglar sjksjs(özellikle de ablama)

Sonradan bir blogda(Allah razı olsun-kim olduğunu hatırlamıyorum.) şu saat şeysi nedeniyle bu durumun oluştuğunu öğrendim ve o gün bugündür rahattım. Rahattım. Birkaç haftadır yine aynı sorunlar olmasaydı.

Anlamıyorum ki! Saat de doğru neden yazılarım yayınladıktan 2-3 saat sonra yazı kontrol paneline geliyor? Sizde de böyle oluyor mu? 

Bence bu kadar blog derdi yeterli. Kafanızı şişirmek istemem. Am şunu söylemeliyim ki benim dertlerim kesinlikle bunlar değil. Bunlara alışalı bir sene oluyor :) Blogla yaşamayı dolayısıyla da bu durumlarla karşılaşmaya alıştım. Benim derdim başka. Bunları dinleseniz ne fark edecek! Ben içimden geldiği gibi yazmış olduğum bir yazı ile dertleşmek istiyorum. Hatta dertleşmek değil de ben anlatıyım hep beraber şunun bi analizini yapalım. Hem o kadar yazmışım içimde kalmasın.

Peki neyin analizini?

Bundan 3-4 hafta önce ergenliğimin ve fen liseli bir herbivor olmam dolayısıyla dünyanın sonu gibi feryat etme psikolojimi.

"Bir önceki yazılım kötü geçti. Ondan önceki de kötü geçmişti. Öbürkünden de kötü bekliyorum ama sanırım diğerlerinden daha çok sarsılıcam. Ee çünkü herkesinki(!) kötü geçmiş. Ondan öncekileri hatırlamıyorum bile. Hatırladığım iyi geçen bir iki tanesi dışında kayda değer bir beklenti içerisinde değilim.
Bu durum kalbimi ağrıtıyor.
Her şey bir zincirleme halinde.
Yazılım kötü geldi. Ee nolcak? Dünya'nın sonu mu? Bi şey olmaz yani bi sonrakine düzeltirim. Geçen dönem de böyle demiştin biliyorsun ki daha kötü geldi. Ee nolur ki bu dönem böyle gelse!? Bi şey olmaz ama beynim dinlemiyor. Diyor ki giderek boşluğa düşüyorsun. Toparlanamayacak gibi değil ama işte cevapsız sorularla karşılaşıyorsun."

Bir şeyleri yazmak ağzından çıkanlara kesin mühür getirmekmiş. Bu yazıyı yaklaşık bir ay önce 2 saat boyunca yatakta sönüp sessizce ağlamaya çalışan (sessizce de hiç tadı çıkmıyor bea) sonunda da beyaz sayfaları depresif moduyla kirleten biri tarafından yazıldı. Sonra nasıl oldu da sonlandırdı hatırlamıyorum fakat bunun ani gerçekleştiği kesin. Ergenlik bu olsa gerek.

Bi de bu yazıları gören sanıcak ki bu kız her yazılıdan 30 40 almış. Elhamdülillah ki almamış. Fakat kınadığım başıma gelmiş. Kimi kınamış da başına gelmiş! Ne yani düşük alıcam diye yüksek alan tayfayı insan hiç kafaya takar mı, başına geleceğinden korkmadan kınar mı, ne gereksiz! Yine de bazen insanın kınadığının başına gelmesi düşük almasından daha çok üzebiliyor insanı. Çok Şükür ki o insanlar kadar düşmemeyi başarıyor insan ve kime kötü geçtiğini söylediyse gidip helalleşebiliyor. (Derde bak(!) dünyanın en gereksiz üzüntüsü.)

Sonuçta: Kötü geçtiğini düşündüğüm sınavlardan iyi, hatta birkaç tanesi dışında baya iyi almışım.

Noluyor böyle? Nedir bu karamsarlık? Allah'tan ümit kesilmeyeceğini bile bile neden lades olmak?

Ergenlik...Her şey bu kelime altına sığınılabilir mi? 15-16 yaşındaki bir insanın yaptığı her şey affedilebilir mi? Ona günah değil mi? O daha çocuk mu? Daha mı az cezalandırılacak? Ergenlikle yetişkinlik arasındaki tek fark tecrübesizlik mi?

Son cümlelerim bana değil. Okuluma. Haksızlıklara. Karşı çıkmak isteyip yapamadıklarıma. Yalan söyleyen hocalara, bilmeyen ergenlere. Bu kadar küçük durumlara karşı çıkamıyorsam gelecekte haksızlığa nasıl karşı çıkacağıma. Gerçi ergenlerle uğraşmak normal insanlarla uğraşmaktan çok daha zor, sizce de değil mi?

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Kadıköy'ün benle alıp veremediği ne? #2

1 yıl önce yaklaşık bu zamanlarda bir yazı yazmıştım. Başımdan geçen trajikomik bir olayı anlatmış, bu olaydan sonra ders aldığım konusunda güvence vermiştim.  Belki bazılarınız hatırlar.(moka💕) Devamı gelecek bir yazı değildi. Fakat geldi.

Peki ben bu yazıyı neden sizlere hatırlatıyor ve yazıma böyle bir giriş yapıyorum?
Çünkü başıma benzer, çok daha kötü bir olay geldi.

Yine eve giderken aktarma yapacağımız aracı beklemek yerine bu seneki oda arkadaşım Miss Ki ile Kadıköy'de kısa bir turu yapmaya karar verdik. Küçük bir tur olacaktı çünkü zamanımız geniş değildi ve bir elimde koca bir bavul vardı. Evet, Kadıköy'de elinde bavul ile gezen bir liseli görürseniz o benim.

Akmara(ünlü bir pasaj) doğru yürürken Miss Ki'ye uzun zamandır anketörlere rastlamadımdan ve bu durumun ne kadar ilginç olduğundan bahsettim.  Dualarım kabul oldu diye espriler yaptım. O da beni onayladı yolumuza devam ettik. Her zamanki gibi büyük konuşmuşum...

Tam bu sırada iti an çomağı hazırla misali koca caddede adamın teki bizim yanımıza gelip:
"Küçük bir anketimiz var katılmak ister misiniz?" dedi.

Ben hemen bu tür olaylardan nasibimi almış bir şekilde "Hayır olmaz" dedim. Benim cevabım oldukça kesindi fakat Miss Ki "2 dk'lik bi şeyse neden olmasın" deyiverdi!!

Ben Miss Ki'yi ikna etmeye çalışırken adam anketin konusunu söyledi:

"Size deterjan koklatacağız buna göre anketimizi dolduracaksınız." dedi. Tabii ki garipsedik ne o öyle koklatma felan! Ben gitmek istediğimi yinelerken Miss Ki espiri yaptı, adama espri yaptı.

"Yalnız biz 16 yaşındayız ne anlarız ki deterjandan, siz en iyisi başka birine sorun" dedi. Adam da yaşımızı 36'ya büyültebileceğimizi, sorun olmayacağını,  bizim bu anketi doldurmamız karşılığında 8 tl alacağını, bizim doldurmamıza ihtiyacı olduğunu, kesinlikle 8 dakikayı geçmeyeceğini söyledi.

8 dakika mı!! diye karşı çıkacakken adam, "Hemen şurada yapacağız anketi, ben sizin bavulunuzu oraya kadar taşıyım rahat edin" dedi.

Bavulu benim elimden almaya çalışırken izin vermedim ve gösterdiği yöne-iki mağaza arasında kalmış apartman dairesinin kapı önüne- doğru ilerledim. İki üç kişi vardı. Kısa bir sohbet ettiler. Sonra da adam bir üst kata çıkmamız gerektiğini söyledi.

Eee yetti artık dedim ve merdivenlere doğru gitmeye yeltenen Miss Ki'yi oradan çekip çıkardım. Yürü gidiyoruz dedim. O da bence de gidelim dedi ve gittik.

O zaman bu olay benim için büyük bir olay bile değildi. Gereksiz zaman kaybından kurtulmuştuk. Boşa vakitti! Neden yapacaktık ki!?
Tabii ki olaya yanlış taraftan bakabilmeyi başardım...
Hatta gözümde o kadar önemsiz bir olaydı ki , Yolculuğumuza normal bir şekilde devam edip kitabevinin satın alamayacağımız kitaplarına neşeli neşeli göz gezdirdik ardından da metro ile evlere dağıldık.

Şu yazımda cuma günlerinin(eve dönüş günleri) bizim için tam bir curcuna olduğundan bahsetmiştim. Hatta kısa bir alıntı ile sizlere yazının ana fikri vereyim:
Cuma günleri eve her gelişimde herkes bana, ben herkese bi şeyler anlatmak istiyorum! İzlediğim dizi olsun,duyduğum hikaye olsun hepsini! Ama  hepsini anlatabiliyor muyum? Şanslıysam yada bana sıra gelirse. 3 kardeşin üçü de yurtlu olunca...
İşte yine bu günlerden birini yaşıyordum. Gerçi bugün çarşamba fakat bildiğiniz gibi bağlamalı bir tatile giriyoruz, 4 gün!! Yurtluların neredeyse hepsi ailelerinin yanına döndü :)

Akşam yemeğinde oturduk konuşuyoruz. Ben hafızamı arayor tarıyor avaşça anlatacağım şeylerin sayısının tükendiğini fark ediyordum. Bu kısacık haftadaki önemli olayların hepsini anlatmıştım. Sıra gelmişti önemsizlere(!).

Ben de başladım anlatmaya... Bu önemsiz detarjan olayını...

Anlatırken olayların saçmalığı yavaşça beynime dank etti. Jeton yeni ve yanlış yerde düştü. Hatam yüzüme set çarptırıldı.
Anlatımım onlarca  kez bağırışlarla kesildi. Annemler, neredeyse öldürüleceğimi, kaçırılacağımı, ucuz kurtulduğumu, bir daha kadıköye gidemeyeceğimi söylelerken katiyen yaptığım davranışlara  alkış tutmadılar. Zaten annem ilk 5 dakika şoku atlatamadı. Sürekli aynı şeyi tekrar etti:

"Daha geçen hafta watsapp'ta böyle bir toplu mesaj gömüştüm. Yalandır diyerek geçmiştim" dedi ve tekrar dedi. Ardından zibilyon kere tekrar etti.

Sanırım yakında annemin tüm arkadaşları tarafından tanınacağım. Hatta 3.elden bilgi olarak sunulacağım. Eğer ki annenizin arkadaşının arkadaşının kızının başına böyle bir olay gelmiş şeklinde bir duyum alırsanız bilin ki o arkadaşının arkadaşının arkadaşı... kızı benim.
Change org'a düşmem an meselesi sjsksjsk

İşin şakası bir yana, annemlere beni hiç tebrik etmedikleri konusunda sitem ettikten hemen sonra odama çekilip Miss Ki'yi aradım. Olayların gerçek yüzünün neler olabileceğini, ucuz kurtulduğumuzdan bahsettim. Neredeyse giriyorduk dedim.

"Ama girmedik dedi." Artık sonumuz hayrolsun. Akıllanmayışımız nedeniyle gerçekleşecek bir başka kadıköy maceramda görüşmek üzere! Dua edin de bir sonraki bu kadar büyük bir olay olmasın. Allah hepimizi beladan musibetten korusun. Amin.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Mim #24: ?¿BLOG¿?

Nee nasııl nedeen, nee zaman nerde kim, oyunbaz sorulaar bunlar beynimizi mıncıklar!
(lütfen ritimle söyleyiniz. Beni bir deli olarak görmenizi istemem.)

Bu şarkı çocukluğumun 5N 1K deme şekli. Belki de benim. Beynim mıncıklanarak iflas etmek zorunda kaldı. Nedeni de Blogun 5N1K röportajı -mimi.
 Beynine hacize gelicekler az sonra benim hemen uyumam lazım o yüzden hep bu saçmalamalar.. Yoksa sıcaklar çarptı değil ya da okul geçmedi üstümden. İyiyim, sormanız yeter :)

O zaman umarım siz de iyisinizdir diyerek mimime başlıyorum. 
Haydi Bismillah.
Blogun 5N1K röportajın Hoşgeldinizz!!
(Bu röportaj oldukça gizlidir. Her yerde bulamazsınız. Çünkü kolay kolay kimse bu yazıyı yayınlamaz. )


1- Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan bahsediyor musunuz?

Bahsetmekten çekinmem. Hatta konuşma arasında konuda blogtan söz etmem gerekirse konuyu bir açarım bir daha da beni susturamazsınız, o kadar çok seviyorum blogumu :) Yakın arkadaşlarımdan biri ile -kendisi biraz çekingen bir arkadaştır- yakınlaşmak için 2 saat aralıksız konuşmak zorunda kalmıştım. Başta biraz zorlanmış olsam da blog hemen imdadıma yetişmişti. Ve bu uzun konuşmanın  ardından arkadaşın dilini açmış, zafer benim olmuştu ama kız blogun her bir ayrıntısını öğrenmişti sjskjssk. 

Sonuç olarak bir insanlar yeni tanışmış olsam bile sohbet arasında blog ile ilgili bir şey söyleyeceksem bahsediyorum. Blog yazmak benim için gizlediğim bir durum değil. Zaten gizli bir şey de yazmıyorum. Bazı bloggerların oldukça az bir insan kitlesine blog yazdıklarını söylediklerini öğrenince çok şaşırmıştım. Daha sonraları çoğu kişinin böyle olduğunu öğredim ve......404 not found......

2- Neden blog yazıyorsun?

Hmm...Bir süre önce hobilerimin hepsinin tüketmek olduğunu keşfettim. Anime izliyordum...Nokta. Kore dizisi izliyordum. Buna da nokta. Kore sayfalarında birkaç ay adminlik yapmıştım. Genelde evde yatıyor ve gecelere kadar telefonumu elimden düşürmüyordum. Fakat sonucunda elimde somut elde tutulabilir bir yarar elde etmiş olmuyordum. Bu durum bana bir şeyler katmıyordu.

Sonra blogger'ı keşfettim. Baktım bütün uğraşlar uzayda kaybolmayabiliyormuş. (Gerçi uzayda hiçbir şey kaybolmuyor ama çaktırmayın.) Kitleye seslenmenin güzel yolları varmış. Blablala. Bir gün Makoto'yla yazı yazalım dedik. Blablabla Kore Japon yapımlarını tanıtalım dedik. Blablabla. Yaptık. Blablabla. Bunları zaten sizle yaşadık anlatmama gerek yok sanırım yazılardan da görebilirsiniz :D

3- İlk ve son yazınız arasında ne tür bir farklılık görüyorsunuz?

Eski defterleri açmasak? Fakat çok istiyorsanız şunu söyleyebilirim ki:
İlk yazım Ürkeklik ile Tutunamama korkusundaki biri tarafından yazılmış.


Son yazım -ki bu şimdiki yazım oluyor- ise onu olduğu gibi kabul eden bir topluluğa yazıyor olma rahatlığında... Biraz fazla rahat. Bu bir sorun. Fakat güncellenecektir.

4- Blogun normal yaşantınıza ne gibi katkıları oldu?

Annemin dediğine göre hitap yeteneğim gelişmiş. Ama bence bu bi hakaret. Ne biliyim şu an bile kendimi o kadar kötü ifade ediyorum ki... Gelişen yeteneğimin şu anki durumda olması demek, geçmişteki becerimin ne kadar kötü olduğunu belirtir.

Blogun bana Kattıkları:
İyi yanı olarak konuşmamın hızlandığını ve daha pratik konuşabildiğimi söyleyebiliriz. Kötü yanı olarak da cümlelerimi toparlayamamaya başladım. Yani blog bana çok düşünmeyi ve az şeyi çok çeşitli cümle ile ifade edebilmeyi öğretti. Dolayısıyla kafamda karışık olan cümleleri toparlayamamaya başladım. Eski tutarlılığım yavaş yavaş kayboluyor. Hadi Hayırlısı...

Hep kendimi ifade etmemden bahsettim. Onun dışında blog bana kendime değer vermeyi öğretti. Zamanımı planlamaya başlamamı sağladı. Özellikle de geçen yazdaki yazı yayınlama aralığım takdir edilesiydi doğrusu. Ah yine o günleri görebilsek... İnşallah... Coming soon.

5- Yakın arkadaşlarınıza blog yazmayı önerir misiniz?

Yok, artık önermekten dilimde tüy kalmadı! Onların da başlarında et kalmadı yedim bitirdim hepsini ;) 
Bu nedenle karar verdim. Taktik değiştiriyorum!
1-2-3 Ready ACTİON!
Önermem. Sakın ha yapmasınlar sonra blogger çöker felan Mazallah. Ellerine yapışır çok bağlanırlar. Asla bloggerda takılmasınlar. Zaten o ne öyle?! Boş iş! Gereksiz bir yer, kim uğraşıcak ki o kadar yazı yazmaya, düzenlemeye? Bide bunun takipçisi var osu var busu var. Boşverin siz derslerinize bakın sosyallikten ölün felan sonra tenefüs aralarında görüşürüz.

(Bana söylenilen onca cümlenin toparlanmış halidir. Açıkçası sitem etmenin de zamanı gelmişti.)

Allah bilir şimdi de yapmayın dedim diye biri açar. Ben de 5 yıl sonra popüler olunca öğrenirim. Dram, gerilim. İMDB puanı: 0.1 
Senaryo da hazır. Bi tek oynaması kaldı. Buradan onlara sesleniyorum-ki bu yakın arkadaş kavramını tüm arkadaşlarımla da değiştirebiliriz- Oyuncu alımı vardır. Nasıl olsa bu devirde senaryoların kalitesine bakılmıyor. Birkaç klişe sahne ile gişe rekorları kırarız bence.

Ha bi de şey diyorlar:
Onun modası geçmedi mi ya? 2009da felan ünlüydü o. Yaw arkadaş zaten şunun şurasında yaşayacağımız yıl miktarı azıcık bi şey. Bırakın da moda bana ayak uydursun. Hem o zamanlar ateş ile su oynamaktan blogu tanıyacak vaktim yoktu. Mutlu bir çocuktum.

6-Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?

 Özellikle bir isim vermeyeceğim fakat gördüğüm her şeyden çok etkilenen bir insanım. Okuduğum bir kitaptan(bkz at kafası) Ya da bir olaydan. Haliyle özenilecek insan dolu.İlham kaynağım da dolayısıyla açık kaynaklar oluyor. Olabildiğince bir şeyler kapmaya çalışıyoruz fakat istesem de özendiğim insalar gibi yazamıyor, çizemiyorum. Zaten iki insan aynı olsaydı birine gerek kalmazdı. Bu nedenle herkes kendiyken güzel :) İlhamınız hayatınız olsun. Kimse sizin yaşadığınızı yaşamamıştır bu hayatta. Emin olun. 

Bu arada bu yazım tarzını kimde görmüşsen bana da söyle de içim rahatlasın. Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum. Bu kadar saçmalamaya çalışıp beceremeyen tek insan mıyım diye.

7- Diğer blog sahipleriyle iyi iletişim kurabiliyor musunuz?

Bunu diğerlerine sormak lazım. İyi iletişim kurabiliyor muyum? Hatta şöyle yapalım. Ben size "Nasıl tanırdınız?" sorusunu yöneltiyorum. Siz de yorum yapacaksanız -ki yapmanızı çok isterim- soruya cevap ile başlayın yorumlarınıza.

Fakat kendimi eleştirmem gerekirse, yorum yapın diye tutturuyorum fakat ben de başka bloglara yorum yapmakta üşenebiliyorum-ki bu çok sık oluyor- Belki de hayata bir tepkimdir bu üşengeçliğim bilmiyorum. Size bir tepki değil bunu bilin :)

8- Bloggerda rahatsız olduğunuz bir konu var mı?

Her bi şeyde kusur ararsak çok şey buluruz. Bunun yerine gülümseyin geçin. Şahsen ben öyle yapıyorum. Bloglar konusunda rahatsız olduğum bir konu varsa ve ben haklıysam zaten bu diğer bloggerlar tarafından da fark ediliyor ve haliyle dile getiriliyor. Bu nedenle sorun yaşamıyorum. Fakat eğer ki yalnızca ben yakınıyorsam genelde nefsimdendir diyerek susuyorum. Bardak taşana kadar.

Son olarak bir soru da ben eklemek istiyorum.

9-Yazılarını ne olarak görüyorsun?

Evet ifade etme özürlüsü bir soruyu ancak bu kadar güzel sorabilir... Demek istediğim, Yazdığın yazıları ne olarak görüyor olman. Bir yazı? Çiziktirme? Gelecek? Deneme? geçim kaynağı? Eğlence? Saçmalama?

Benim cevabım: Geleceğe bir mektup. Başlangıcı(hayali kafamdaki) da şöyle olan bir mektup:

Kendime çeki düzen vermem gerektiğini anlamamamı sağlayan mim, geleceğe bir mektup olarak seni buraya koyuyorum. Lütfen gelecekte bir gün beni kahkahalarla güldür ^^

6 Mayıs 2016 Cuma

Korkma Ben Varım ⎜ Murat Menteş

"Bu kitapta anlatılanların hepsi gerçetir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir."
Gönül işleri bakanlığı'nın 21 bakanı da aynı gün öldürülür. Bunun üzerine bakanlığın özel kalemi Fu ilk uçağa atlayarak Türkiyeye döner. Bu sırada lise arkadaşı Müntekim gıcırbey'in de aşk kart uygulamasına başvurup kartı kazanmaya hak kazananlar listesinde olduğunu görür ve olaylar olaylar..!

Az önce okuyup da hiçbir şey anlamadığınız, üstüne üstük aşırı saçma bulduğunuza şeyler konusunda haklısınız, öyleler! Ve işte tam olarak bu nedenle benim gönlümü fethetti.

Aslında konuyu düzgünce anlatamamak benim suçum değil. Çünkü Murat Menteşin kendisi de  kitabının konusununu anlatırken şunları söylüyör:

Oynatamazsanız sitesinde izleyin, tık tık.

İzleyemiyorsanız murat menteş tarafından anlatılan konuyu dinleyin:
"Korkma ben varım birbirini tanımadan aşık olan, birbirini tanımadan birbirine düşman olan, yine birbirini tanımadan birbirini öldüren kişileri konu alır" sjskjsjsjd

Aa bi de kapak arka yazısı var ki o daha fena...

Yeni dönem absürt komediyi şimdilik tanıdıklarım(alper canıgüze de bakmayı düşünüyorum) İki direk ayakta tutuyor. Onur ünlü ve Murat Menteş.

Her neyse biz konumuza dönelim. Yukarıda anlattığım paragraftaki aşk kart şeysi eminim ilginizi çekmiştir. Malum dünyaca aşka pek meraklıyız. Her yapıtta bulunmasa sorun.


Hem Zaten ben de Aşk kartı da anlatmadan duramayacağım. Aşk kart kitabın ilk sayflarda anlatılıyor bu nedenle spoiler pek sayılmaz. ayrıca bu kitapta spoiler neredeyse hiç sorun olmuyor. Çünkü hayatınızda okuyabileceğiniz en ilginç kitaplardan biri. Nerede kalmıştık?


Aşk kart aşık insanlar için yeni başa gelmiş iktidarın getirdiği bir yenilik. Aşk karta başvurmak için tek yapmanız gereken bir form doldurup bakanlığın size yapacağı test sınavından geçmek. Peki bu aşk kart ne işe yarar?


"Diyelim siz birine aşık oldunuz. bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi, iletişim bilgilerinizi, sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor, üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. bakanlık heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. içinden "bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. ya da "allah mübarek etsin, hayırla tamamına erdirsin. iki cihanda yüzünüz gülsün" notu. aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz : aşkart. bu kartla, ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. toplu taşıma araçlarına bedava binebiliyor, sevdiğiniz kişinin de sizi sevmesi halinde her şeyden daha ucuz yararlanabiliyorsunuz. Son olarak da aşk kartı olan iki insan-birbirlerini sevmeliler- evlenirse devlet balayınlarını bedavaya getirtiyor!


Ne kadar saçma değil mi!? EVET!

Kuzenim ben 8. sınıftayken sık sık Murat Menteş'in kitaplarının ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. İlk defa geçen yıl ilk kitabı olan Dublörün dilemması ile tanıdığım MM, korkma ben varım ile hayranı, Ruhi mücerret ile neredeyse anti fanı olmamı sağladı. Artık nihai kararı yeni çıkaracağı(ki çıkarıp çıkarmayacağı hakında en ufak bir fikrim yok) kitabı belirleyecek. Yeniden hayal kırıklığına uğrarsam hiç gözünün yaşına felan bakmam ;)

Neyse biz kitabımıza dönelim.

Hayatınızda hiç, bir kitabı okurken her sayfada "Nasıl ya?!" ya da "Ne alaka ya?!" dediğiniz bir kitap oldu mu? İşte bu kitap ilkiniz olabilir. Çünkü Murat Menteş'in zekasına hayran kalacaksınız.

Bir itirafta bulunacağım. Bu kitabın başrolünün kim olduğunu son 30 ayfada anlamış biri tarafından yazılan yazıyı okuyorsunuz.

Yani yazar sizi öyle bir çıkmaza getiriyor ki gecenin bir yarısı ablanızı telefonla aramak zorunda kalabiliyorsunuz...

Yazar absürtlüğü ileri safhasına taşırken absürtlük üzerinden sizi ters köşe yapıyor. Mesela hangi kitapta bu tarz metinleri görebilirsiniz:(spoiler içermez)

Güncelleme: Bu paragrafı yazarken keşke metini de yazsaymışım... Nerden hatırlıyım hangi metin beni ters köşe yaptı..) En iyisi kitapta çook beğendiğim paragrafları paylaşmak :)

Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içerisinde ölecekse, neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından aşağı atlamıyoruz.
...
İşinize gelmedi mi?
Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz.
Kimimiz üç saniyede, kimimiz yüz senede.
Bu kadar basit.

Alıntılamaktan en çok hoşlandığım kitaptı. Alıntılara doyamadım halbuki 400ü aşan bir sayfa sayısı vardı... Murat menteş önüne ne gelirse anlatmış, bi de gitmiş içine çizgi roman sığdırmış :)
Fotoğrafı bu kadar komik çekmemin tüm sebebi size alıntılarımın kitabı ne kadar çok kalınlaştırdığını göstermekti. 😶 Biraz garip olduğunu kabul ediyorum😗 herneyse. Daha güzel bir çekim yaparsam en sevdiğim kitabı böyle yüzüstü bırakmam yeniden paylaşırım 😎 paylaşmaya doyamam ki.
@Ranaagashicik

Adam resmen insanlara bir de bu taraftan bakın diyor:


Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.

Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi, insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor.

Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum.


Susuzluktan ölmüyorsanız bardağın dolu tarafını da boş tarafını da umursamazsınız.


Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim.

İlk izlenim için tek şansın vardır.

Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler her zaman unutulur.

Bir de Enver Paşa ile mafyalıktan romantizme kayalım.

Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak.

Müntekimi de unutmamak lazım :)

Tamam, aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor.
Tamam, aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır.
Tamam, aşk kişinin kendini aldatmasıyla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer.
Tamam, aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir.
Tamam, aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder.

Ama ben bu mucizevi aldanışa, hayırlı anormalliğe, sigortalı dengesizliğe hazırdım.

Sevdiğim kısa bir 1K yorumu:

Murat Menteş yine şaşırtmadı, Korkma Ben Varım sıradan insanların sıradışı dünyalarına farklı pencerelerden bakmamızı sağladığı sağlam bir roman.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...