Murat menteş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murat menteş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2016 Perşembe

Murat Menteş İmza günü

Murat Menteş ile tanışalı 2 seneyi geçti. Tanışalı dediysem de kalemiyle tanışalı. Kendisiyle yüzyüze tanışalı yalnızca 2 hafta oluyor.

Aslında yeni çıkan harry potter filmi gibi başlığa Murat menteş kimdir? Nerede bulunur yazacaktım fakat başlığı beğenmedim. Sonradan Karakarga yazmamın daha doğru olacağını fark ettim çünkü aslında MM için gittiğim imza gününde MM yerine karakarga'yla tanıştım.

Karakarga nedir? Kısa cevap: bir dergi.


Uzun cevap:

MM'in imza günü için 11 farklı salona girip çıkıyorum, fakat standı bulamıyorum.      
Adamın imza günü var fakat stand ortalıklarda yok! Kitaplarını çıkardığı iki yayın evine gidiyorum. İmza gününü sorduğum anda ciddi bir ses tonuyla cevap veriyorlar:

-O imza gününün bizimle alakası yok.

Artık vazgeçecekken İremle birlikte son defa asıl imza salonuna gitmeye karar veriyoruz. İndiğimiz gibi 50 metre sağımızda 200'e yakın ergen kız topluluğu çığlık atıyor.(wattpad okurları...)  Önümüze bakıyoruz tanınmamış bir yazar ilk okuyucularını tanıyor, duygulanıyorum. En sonunda sola dönüyoruz. Diğer imza standlarından farklı olarak imza masası uzun ve köşeli. Neredeyse 4 kenarlı küçük bir imza salonu. Oturan 30 kişi. Sırada bekleyen yaklaşık 45-50 kişi. Stand ismi ise:

KARAKARGA.

Tam bu sırada hafızam bana flaş yakıyor. Gözüm kamaşıyor. Birini görüyorum. Gözlüklü. Uzatılan kitabı alıyor. Ruhi Mücerret. İstemsizce dudak büküyorum. İmzalatmak için diğer kitaplar varken o mu seçilir ki.


Daha sonra da çıldırarak etrafa gülücükler atma seansım var ama yazının seviyesini indirmeyeyim diye burada duruyorum. Fangörllüğüm içimde kalsın.

Sıraya giriyoruz. Önde ben arkada İrem, olması gereken gibi. Arkamızda da sarışın orta yaşlı modern bir bayan. Sıra biraz uzun. Uzun olduğu kadar yavaş da ilerliyor. Merak ediyorum neden böyle. 1

Bu sırada küçük çaplı bir kayıp telefon krizi geçiriyorum. Çantamı yere atıyor diz çöküyorum. Yok diye bağırıyor iremi de telaşa sokuyorum. Bayan sesleniyor "Önce biraz sakin olun". Bunu o kadar nazik bir ses tonuyla söylüyor ki ister istemez sakinleşiyorum.  Tam bu sırada çantamın derinliklerinde elime artık sararmış kılım değiyor. Bu sefer 32 diş sırıtıyorum. Bayana teşekkür ediyorum ve fark ediyorum ki belki de geçirdiğim bu kriz sayesinde sevdiğim yazarla tanışma faslımda daha az heyecanlanacak düzgün cümleler kurabilecektim.

Azıcık ilerliyoruz. Bayan Standtaki diğer yazarlardan bahsediyor. Bu bir tür dergiymiş. Yeni çıkmış. Çok doyurucuymuş. Biz yanlış anlamışız bunlar yazar değil çizermiş. Hiçbirini tanımıyor muymuşuz?? Tabi ya yaşımız küçükmüş. Ama eminmiş eğer okursak beğeneceğimizden. Çünkü doyurucuymuş.

Gülümsüyoruz ve tam bu sırada dönemece geliyoruz. Görevli bayan açıklama yapıyor:

-Lütfen bedava posterlerimizden alın.

Bedava lafından sonrasını duymuyoruz. Biri şiir posteri, biri Kadıkölüler adlı bir karikatür posteri diğeri ise Pablo Escobar adlı bir karikatür posteri. İremle Kadıköylüeri gördüğümüz anda bakışıyoruz. İlk posteri seçmemiz zor olmuyor, alıyoruz. Ne de olsa 3 yıllık Kadıköylü sayılırdık.

Tam ilerleyecekken bayan bir tane daha almamızı söylüyor. Pablo'yu görüyorum. Tipi komik geliyor. Doları görünce aklıma 3. Oda arkadaşımız Aybilge geliyor. Hadi bunu alalım diyorum, alıyoruz. Ve macera başlıyor.

Aralarında en yaşlı olanı ilk posteri alıyor: Kadıköylüler.

Ne yazıyım diyor, ilk anda neyi sorduğunu anlamıyoruz. En sonunda biz üç kişiyiz diyoruz. Rana, İrem, Aybilge! O da öyle yazıyor. Sonra yandakine veriyor. Anlam veremiyoruz. Çevredekilerden anladığımız kadarıyla çizer olan bu kimselere mahçup olmamak için kelimelerimizi özenle seçiyoruz.

Sonra sıra diğerlerinden bariz çok farklı birine geliyor. Diğerlerinin aksine bize bakmıyor. Biraz uykulu biraz yorgun biraz da genel bir boş vermişlik ile FIRAT yazıyor. Gözlerim büyüyor. Beynim tanıyorsun bu adamı diyor ama MM'e yaklaşmış olduğum için bu düşünceleri bir süreliğine gerilere atıyorum ve o an geliyor.

Merhaba diyorum. Merhaba diyor. Adın? diyor, Rana diyorum. Kitapları alırken devam ediyor:

-Benim Rana diye bir şiirim var bilir misin?

Aaa bilmiyordum diyorum. Ne yani yalan mı söyleyeceğim. Birkaç soru soruyorum kısa ve öz cevaplar veriyor. Beklediğim gibi biri buluyorum. Teşekkür ediyorum ve kitaplarımı orada bırakıp imza standında ilerliyorum.

Evet bunu yapıyorum.

Birkaç dakika sonra önündeki kitapların kimin olduğunu soruyor. Bu sırada şimşekler çakıyor. BENİM!!!Vermem diyor, kendince espri yaparak. O an bu bile güzel geliyor. O gazla havama giriyorum. . Tanımadığımız bu çizerlerle esprileşiyoruz. Biri diyor "Kediköy" diğeri diyor "Kadirköy".

En çok eğlenen İrem oluyor. Birkaç sıra arkada dönen john snow muhabbettini can kulağıyla dinliyor, gözlerini posterimizdeki "winter is coming" yazısından ayırmadan. Önyargılı ben bu durumu yadırgıyorum.

Yaklaşık 30 kişiye ismimizi yazdırmak neden bu kadar önemli bilmiyoruz ama bir süre sonra hazır geldik tanımadığımız diğer çizerlerden de adlarımızı yazmalarını isteyelim diyoruz. Artık ad yazılınca ne oluyorsa.

Sonlara doğru tanıdık bir isimle daha karşılaşıyoruz. PER KER. Şahsen ben yalnızca kulaktan aşınayım. Ha bir de yazı stilinden. Onun dışında karikatür okumuşluğum yok (LİMON İLE ZEYTİN DIŞINDA ONA BAYILIRDIM!) . Bana fazla çirkin geliyor. Çizimler değil detaylar. Bazen de küfürler.

Yalnız hep Kadıköy posterinden bahsettik biraz da Pablo Escobar'dan bahsedelim. O gün Pablo'yu ilk defa tanıdım. Eskiden yalnızca şehir efsanesi olarak aşina olduğum bu adam, geçmişte uyuşturucu kaçakçılığıyla çok büyük paralar kazanmış fakat sonra bir gün yüklü bir miktar para ve küçük kızıyla polislerden kaçarken ölme tehlikesi yaşayan kızı için kazandığı(çaldığı) onca parayı yakmış. Aman ne acıklı bir hikaye.

Ama komik. Çünkü resim bana oda arkadaşımı hatırlatıyor. Aybilgeyi, takma adı Ahmeti.


Aybilge ile konuşmalarımızın yarısı hayat yarısı dolar yani paradır. Bir çizer de Aybilge için manidar bir not bırakıyor:

-Doların çok olsun!

Tam olarak doğru posteri seçtiğimizi işte o zaman anlıyorum. Kendimi tebrik ediyorum.

Gün bitiyor.

Kapanışı MM'in Rana adlı şiiriyle yapmak istiyorum:

hayat, rana'sız manasız.
nedeni medeni halsizlik.
tan yaklaşır manyaklaşırım
gelgelelim uzatmaz el matmazel.

haritada eksik ada meksika'da da,
amigoya eziyet meziyet midir?
fesli mesli nesli her andığında
kedine medine hurması yedir.

kim ne derse desin mersedes'inle
tüydün müydü, nil mil, sezar mezar vız gelir
düş yola, mola verme, son durak ruh alemi
yakalanıp radara, madara olma
varmak zor finale, morfin al e mi?

döndü yerküre merkür'e:
her şelale melale dökülmüyor
artı martılar komple havaya uçuruldu.
amma muamma birikti evrenin göbeğinde.


**Not: Karakarga'yı hiç okumadığım için dergi neyi savunur, neyi eleştirir ne kadar haklıdır bilemiyorum. Bu konuda bildiğim tek şey bir yazarlarının hapiste olduğu gerçeğidir bu da uzun bir süre daha bu dergiyi okumayacağım anlamına geliyor. Fakat bir gün ilgi duyarsam trump serisini almak isterdim çünkü baya baya iddialı bir kapak hazırlamışlar.

6 Mayıs 2016 Cuma

Korkma Ben Varım ⎜ Murat Menteş

"Bu kitapta anlatılanların hepsi gerçetir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir."
Gönül işleri bakanlığı'nın 21 bakanı da aynı gün öldürülür. Bunun üzerine bakanlığın özel kalemi Fu ilk uçağa atlayarak Türkiyeye döner. Bu sırada lise arkadaşı Müntekim gıcırbey'in de aşk kart uygulamasına başvurup kartı kazanmaya hak kazananlar listesinde olduğunu görür ve olaylar olaylar..!

Az önce okuyup da hiçbir şey anlamadığınız, üstüne üstük aşırı saçma bulduğunuza şeyler konusunda haklısınız, öyleler! Ve işte tam olarak bu nedenle benim gönlümü fethetti.

Aslında konuyu düzgünce anlatamamak benim suçum değil. Çünkü Murat Menteşin kendisi de  kitabının konusununu anlatırken şunları söylüyör:

Oynatamazsanız sitesinde izleyin, tık tık.

İzleyemiyorsanız murat menteş tarafından anlatılan konuyu dinleyin:
"Korkma ben varım birbirini tanımadan aşık olan, birbirini tanımadan birbirine düşman olan, yine birbirini tanımadan birbirini öldüren kişileri konu alır" sjskjsjsjd

Aa bi de kapak arka yazısı var ki o daha fena...

Yeni dönem absürt komediyi şimdilik tanıdıklarım İki direk ayakta tutuyor. Burak Aksak ve Murat Menteş.

Her neyse biz konumuza dönelim. Yukarıda anlattığım paragraftaki aşk kart şeysi eminim ilginizi çekmiştir. Malum dünyaca aşka pek meraklıyız. Her yapıtta bulunmasa sorun.


Hem Zaten ben de Aşk kartı da anlatmadan duramayacağım. Aşk kart kitabın ilk sayflarda anlatılıyor bu nedenle spoiler pek sayılmaz. ayrıca bu kitapta spoiler neredeyse hiç sorun olmuyor. Çünkü hayatınızda okuyabileceğiniz en ilginç kitaplardan biri. Nerede kalmıştık?


Aşk kart aşık insanlar için yeni başa gelmiş iktidarın getirdiği bir yenilik. Aşk karta başvurmak için tek yapmanız gereken bir form doldurup bakanlığın size yapacağı test sınavından geçmek. Peki bu aşk kart ne işe yarar?


"Diyelim siz birine aşık oldunuz. bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi, iletişim bilgilerinizi, sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor, üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. bakanlık heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. içinden "bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. ya da "allah mübarek etsin, hayırla tamamına erdirsin. iki cihanda yüzünüz gülsün" notu. aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz : aşkart. bu kartla, ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. toplu taşıma araçlarına bedava binebiliyor, sevdiğiniz kişinin de sizi sevmesi halinde her şeyden daha ucuz yararlanabiliyorsunuz. Son olarak da aşk kartı olan iki insan-birbirlerini sevmeliler- evlenirse devlet balayınlarını bedavaya getirtiyor!


Ne kadar saçma değil mi!? EVET!

Kuzenim ben 8. sınıftayken sık sık Murat Menteş'in kitaplarının ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. İlk defa geçen yıl ilk kitabı olan Dublörün dilemması ile tanıdığım MM, korkma ben varım ile hayranı, Ruhi mücerret ile neredeyse anti fanı olmamı sağladı. Artık nihai kararı yeni çıkaracağı(ki çıkarıp çıkarmayacağı hakında en ufak bir fikrim yok) kitabı belirleyecek. Yeniden hayal kırıklığına uğrarsam hiç gözünün yaşına felan bakmam ;)

Neyse biz kitabımıza dönelim.

Hayatınızda hiç, bir kitabı okurken her sayfada "Nasıl ya?!" ya da "Ne alaka ya?!" dediğiniz bir kitap oldu mu? İşte bu kitap ilkiniz olabilir. Çünkü Murat Menteş'in zekasına hayran kalacaksınız.

Bir itirafta bulunacağım. Bu kitabın başrolünün kim olduğunu son 30 ayfada anlamış biri tarafından yazılan yazıyı okuyorsunuz.

Yani yazar sizi öyle bir çıkmaza getiriyor ki gecenin bir yarısı ablanızı telefonla aramak zorunda kalabiliyorsunuz...

Yazar absürtlüğü ileri safhasına taşırken absürtlük üzerinden sizi ters köşe yapıyor. Mesela hangi kitapta bu tarz metinleri görebilirsiniz:(spoiler içermez)

Güncelleme: Bu paragrafı yazarken keşke metini de yazsaymışım... Nerden hatırlıyım hangi metin beni ters köşe yaptı..) En iyisi kitapta çook beğendiğim paragrafları paylaşmak :)

Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içerisinde ölecekse, neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından aşağı atlamıyoruz.
...
İşinize gelmedi mi?
Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz.
Kimimiz üç saniyede, kimimiz yüz senede.
Bu kadar basit.

Alıntılamaktan en çok hoşlandığım kitaptı. Alıntılara doyamadım halbuki 400ü aşan bir sayfa sayısı vardı... Murat menteş önüne ne gelirse anlatmış, bi de gitmiş içine çizgi roman sığdırmış :)
Fotoğrafı bu kadar komik çekmemin tüm sebebi size alıntılarımın kitabı ne kadar çok kalınlaştırdığını göstermekti. 😶 Biraz garip olduğunu kabul ediyorum😗 herneyse. Daha güzel bir çekim yaparsam en sevdiğim kitabı böyle yüzüstü bırakmam yeniden paylaşırım 😎 paylaşmaya doyamam ki.
@Ranaagashicik

Adam resmen insanlara bir de bu taraftan bakın diyor:


Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.

Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi, insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor.

Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum.



Susuzluktan ölmüyorsanız bardağın dolu tarafını da boş tarafını da umursamazsınız.



Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim.

İlk izlenim için tek şansın vardır.

Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler her zaman unutulur.

Bir de Enver Paşa ile mafyalıktan romantizme kayalım.


Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak.

Müntekimi de unutmamak lazım :)

Tamam, aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor.
Tamam, aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır.
Tamam, aşk kişinin kendini aldatmasıyla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer.
Tamam, aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir.
Tamam, aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder.

Ama ben bu mucizevi aldanışa, hayırlı anormalliğe, sigortalı dengesizliğe hazırdım.

Sevdiğim kısa bir 1K yorumu:

Murat Menteş yine şaşırtmadı, Korkma Ben Varım sıradan insanların sıradışı dünyalarına farklı pencerelerden bakmamızı sağladığı sağlam bir roman.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...