4 Ocak 2022 Salı

2000 senesi

 2000 yılında doğmak nasıl bir şey anlatmak istesem ilk aklıma gelen "milenyum işte" demek olur. Çünkü bana öyle dendi. Halbuki ben milenyum ne demek bilmiyordum. Bin yıl demekmiş. Yeni bir bin yıl. Yani "1000 yılda bir gelir böylesi"demekmiş. Bunun farkında olarak gururla söyledim doğum yılımı hep.

Ancak karşılaştığım tepkiler beklediğim gibi olmadı. Bulunduğum ortamlarda 1999'lu olan bir arkadaşım "Sen bizdensin." diye karşılanırken ben "Sen milenyum çocuğusun yani" "Ne kadar küçüksün" diyerek karşılandım.

Zaten zamanın akmasına alışamayanların "Siz şimdi kaçlısınız" diye kalıp bir cümlesi vardır. İçinde "Biz de ne çok yaşlandık dünün bebeleri şimdi bize arkadaş olacak vay halimize" duygularını barındıran.

Bu amaçlarla sorulmuş bir soruya bir de 2000'li bir sayıyla cevap vermek... Eyvah eyvah. "Bak Z kuşağı bunlar" denilerek parmakla gösterilmeler mi 2010'da doğan çocukla aynı kefeye koyulmalar mı her türlü ayrıştırıcı dille karşılaştım. İnsanın doğduğu yeri, cinsiyeti aileyi seçemediği gibi doğduğu yılı da seçemediğinin farkına varılması lazım. 

Yine de doğduğumuz yıl seçilebilseydi ben yine 2000'li bir tarihte doğmak isterdim. 

Peki 2000 nasıl bir yıldı?

99'da çok şey olmuş ama açık ara en çok toplumu etkileyen şey Gölcük depremiydi. Benim ailem de gölcükte oturdukları için depremden ölüm dışında en çok etkilenen ailelerden biriydi. Ablam henüz 2.5 yaşındaydı ve başına tuğla düşmüş. Annemler sağ çıkmanın rahatlamasını yaşayamadan ablamı koştur koştur istanbula götürmüşler.

Sonra biz İstanbula göçmüşüz. 2000 27 Temmuz'da da kardeşim ve ben dünyaya gelmişiz.

Şimdi düşününce insan doğduğu sene ile ilgili ne kadar az şey biliyor. Onu emeceği süt ve gazı dışında pek az şey ilgilendiriyordu o zamanlar... Ancak yıllar sonra baktığımda aslında doğduğum yıllara değil de ilk anılarımın olduğu yıllarda doğmuşum gibi geliyor bana.

Bu da 2006 senesine karşılık geliyor. İlk üzüntüm ilk heyecanım bu yıllarda bana anılar bırakmış. Arasındaki dönemi ise ancak resimlerden tanıyorum. Mutlu çocuklardık çok şükür.

2006'ya dair anılarımın oluşmasındaki en temel etmen anasınıfı öğretmenimdi. Tombul genç göstermeten düz kısa peruk takan otoriter bir öğretmendi. Ne öğretti bir fikrim yok çünkü kağıt kesme düz çizgi çizme gibi faaliyetleri hep çok genç ablalarla yapıyorduk. Öğrettikleri değil konuşması aklımda kalmış. 

Hep bağırarak konuşurdu. Sinirliydi. Yaramazlık yapan çocukları dolapların önüne gönderirdi. Bir gün tuvaletimi yaptıktan sonra ellerimi yıkarken kollarımı dirseklerime kadar ıslatmıştım. Islandığını ben de fark etmiştim. Sınıfa geri döndüğümde hoca kolumdan yakalayıp kollarımı ıslattığım için beni tüm sınıfın önünde azarlayıp dolabın önüne koymuştu. Ağlamamıştım. Ağlasaydım hatırlardım. Ama çok üzülmüştüm. Neden kollarımı ıslattığımı düşününce daha önce bana kimsenin kollarımı kıvırarak ellerimi yıkamam gerektiğini öğretmediğini düşünmüştüm. (Bunu gerçekten o yaşta düşünmüş müydüm bilmiyorum ama neden böyle olduğunu sorguladığımı hatırlıyorum)

Anasınıfı öğretmenimi sevmediğimi o zamanlar bile her yerde söylerdim ama kendisine karşı özellikle bir nefret beslemiyordum. 1.2.3.sınıfta koridorlarda gördüğümüzde selam bile verirdik. Biz onun ilk öğrencilerindenmiştik.

Yıllar sonra anneme "Madem hocamız bu kadar tahammülsüz ve sinirliydi neden anasınıfı öğretmeni olmuş" diye sorduğumda annem bana hocamızın bir türlü çocuğunun olmadığını bu yüzden o dönemler çok stresli olduğunu söylemişti. Arıca peruk takma sebebi başörtüsü yasağıydı. 

Gariptir yıllar sonra bulduğumuz videocamera'da atletizm merasiminin bitiminde hocamız çok mutlu olarak bana "çak!" işaret yapıyor ve ben de koca bir gülümsemeyle ona "Çak"ıyorum. Görmesem inanmayacağım. Gerçekten çocukların zihninde yalnızca kötü anılar kalıyor.

Cem yılmaz 1 ocak 2021'de yeni standa-up gösterisini yayınladı. Gösteride çocuklarının merasimine sülalecek gidenleri eleştirip tüm gösteriyi kayda alan ailelerle dalga geçiyor. Annem ve babam çok güldüler gibi oldu. Sonra dönüp "Ee adam bizden bahşediyor dediler." Gerçekten her gösterime 80'li yaşlardaki babaannem ve bazen halam gelirdi. Annem ve babam yıllar sonra gösterileri çok sıkıcı bulduklarını ama yine de gittiklerini itiraf etmişlerdi ama ben bunları hiç hissetmemiştim. Merasimler çok güzel şeyler. 9 yaşında arkadaşlarımla o dönemin furyası "Kolbastı" çalınca seyirci sandalyeleri arasında kolbastı dansı yapmıştık. Hiçbirimizin kolbastı dansına daha önce çalışmış olduğunu sanmıyorum. Çok eğlenceliydi.

2007-2008-2009 çok benzer senelerdi. Tüm çocuklarda minişler furyası vardı. Tanesi 7 ytl'ye minicik ama detaylıca üretilmiş tatlı mı tatlı bir oyuncağın oluyordu. Bayramlık harçlıklarımızın tamamını buna yatırırdık.-ki bunlar genelde babaanneden 20 Ytl, halalardan 10'ar Ytl oluyordu. Teyzemler daha bonkördü 20'şer sıkıştırılardı cebimize. 2010 nesili gibi anne al diye annemize götürmezdik cüzdanlarımıza koyar ilk fırsatta Toyzzhop'a giderdik. 

Bir gün okulumuzda ikinci el satış günü yapıldı. Ama galiba o günün olayı bu değildi. Yerli malı haftası gibi bir şeydi. Ancak biz evde kullanmadığımız eşyaları da standa getirip koyuyorduk. Kardeşimle bir gün stantları gezerken(genelde 1 hafta sürüyordu) bir stantta satılık bir miniş gördük. Satan kişiye fiyatını sorunca bize 1 Ytl olduğunu söyledi. Kardeşimle birbirimize baktık. O bakışı hiç unutmuyorum. Satan çocuğun bir keriz olduğunu düşünüyorduk ve hayattaki en karlı alışverişimizi yapacaktık. 51.minişimizin hikayesi böyledir. 

Kutuları binbir elemeden geçirip (toyshop'ta birkaç saat karar vermek için takıldığımızı anımsıyorum) oyuncakları tipine göre koleksiyonumuza ekleyen bizim için bu ilk kez olan bir şeydi. Biraz çirkince bir minişti. Figüranlık haricinde ona herhangi bir rol verdiğimizi hatırlamıyorum. En büyük işlevi koleksiyonumuzdaki sayıyı arttırmaktı. Ama işte bize böyle bir anı bıraktı.

Böyle enteresan etkinliklerden biri de sticker dosyası hazırlamaktı. Hala daha anı dolabımda sakladığım dosyam enteresan stickerlarla dolu. Aynı sticker kağıdına ait olmadığı belli olan 100'lerce sticker var. Kimisi kabartmalı kimisi hareketli kimisi simli kimisi dümdüz. Ama en havalısı hem kabartmalı hem hareketli olanlar. Bayılırdık onlara ama bir tek ablamda vardı. Bana ve kardeşimde birer tane vermişti. 

Arkadaşlarımız bazen gelip bunları ellerindeki stickerlar ile takas etmek istiyorlardı ama hiçbir sticker onlara denk olmuyordu. Paha biçilmezlerdi.

Yıllar sonra. whatsapp'a sticker özelliği geldiğinde aklıma ilk gelen şey bu oldu. Whatsappta arkadaşlarımla en sevdiğimiz stickerları birbirimizle paylaşırken yine çok eğlendik. Ancak yine en gözde stickerları edinme çabasına giriştik görmeniz lazım. Acayip bir şey şu koleksiyonerlik :D

Böyle çocukluk anılarına girdiysek çıkamayız. Daha izlediğimiz cd'leri çizgi filmleri anlatmalıyım. Ancak o başka sefere olsun. Bu günlük bu kadar.

(Geçmişte de anı yazıları yazıyordum ancak artık bu anı yazılarını daha uzun ve anlaşılır tutmak istiyorum. Çünkü torunumun torununun bugünlere entegre olabilmesi için bu şart.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...