Daha sonra hayat bana fake attı.
Nasıl mı? Diziler ve gerçek hayat benzerlik gösterdi. Bunun için dizilerin tüm olağandışılıktan sıyrılıp gerçekçiliğe dönmesini beklersiniz değil mi? Hayır öyle olmadı. Gerçek hayat, tüm acımasızlığını bir kenara atarak Romantizm akımına adımını attı, sonra azıcık gerilime el atacaktı ki çarpıldı ve, evet kısa bir süre sonra bağlantı kesildi.
Siz hiç bir ergenin sırf hoşlandığı kızın saçına dokunabilmek için kızın sırasına kadar önüne gelen herkesin saçını havaya kaldırıp indirdiğini gördünüz mü? Ben maalesef ki gördüm. Bunu o kadar hızlı yaptı ki kızın saçına dokunmaya sıra gelmesi çok uzun sürmedi. Zaten kızdan sonra da yapmayı bıraktı. ACABA NEDEN?!
Bu sefer de hayatı gerilim dizisi olunca seyredin:
Asla hiçbir durumu(yemek, program, buluşma vb) beğenmeyen arkadaşlarımla bir akşam yemeğini daha yurdun soğuk ve kalabalık masalarından birinde yemek yiyorduk. Arkadaşım bu sefer "Yemelerin ne kadar kötü olduğu" konulu konuşmasında fazla ileri gitmiş, tüm yeme isteğimi götürmüştü. Doyduğum kadar yedim, sevmediğim biberleri bir köşede topladım ve tepsimi çöpe dökmeye gittim.
Kısacık yolda aklımın kenarından bile, rotasyon sebebiyle okuldan ayrılmış fizik hocamın beni durdurup biberlerimi yiyeceği, geçmezdi. Fakat oldu. Yapacak bir şey yok. Travmalar atlatılmak için vardır.
Yeniden kanalımızı pembe diziye çevirelim. Sırf işsizlikten izleyen seyirciler yüzünden hala finalini verememiş pembe dizilere...
Hoşlandığı kızın sırasına kocaman bir çöp adam çizdi. Kız çizmesine itiraz etti, dinlemedi. Bu çizimin silinmemesi gerektiğinden bahsetmeye başladı. Fakat tam bu sırada kız karalamanın ayaklarından silmeye başlayınca "N'APIYORSUN SİLMEMELİYDİN!" dedi. Kız ise karalamalardan hoşlanmadığını ama çok isterse kenara küçük bir tane çizebileceğini belirtti. Çizildi çizilmesine ama çizim muhtemelen bir gün bile orda durmadı, silindi.
Haberler var mı haberler? (Tüm babaların ortak sorusu)
Haberler bizim okulda gündüzlülerin işidir. Yurtluların gündemle pek alakası olmaz. Malum ne internetimiz var ne de rahat rahat izleyebileceğimiz bir televizyonumuz! Gerçi yurtta güzel model bir TV var fakat -zannediyorum ki- izlemeyelim diye koridordan geçen herkesin "NE İZLİYOR BU SALAK?" diyerek bakıp yüzünü çevirdiği camdan bir odada bulunuyor.
Ha bir de haberler etüt saatinin başladığı vakte denk geliyor.
Bazen -çok nadir- yemek saatini kaçırıp da kantine uğradığım vakit Gazete okumalarına rast gelebiliyorum fakat dediğim gibi çok nadir.
Bu nedenle gündem yerine geçmişe veriyorum kendimi. Yani dershane çıkışlarında eve dönüş yolunda edilen sohbetlere. İRA adlı Osmanlı- İngiltere kazığını öğreniyorum ardından da Sultanbeyli'nin geçmişini, durumunu, yaşantısını.
Bunları izlerken bendeki durum nasıldır tahmin edersiniz sanıyorum. DELİRİYORDUM! Bu iş böyle olmamalıydı. Hayat gerçeklikte kalmalı, absürtlük ise dizilerde can bulmalıydı. Çünkü gerçek hayattaki absürtlük pembe renginden daha çok çekilmiyor.
Sıkılıyorum. Televizyonu kapamak istiyorum ama elim gitmiyor. Daha izlenecek, görülecek ve öğrenilecek çok şey var. Tabi ki bildiğimiz TV'de değil, TV'deki insanlarda. İncelenmeyi bekleyen mücevherlerde.
Sanırım yazmayı özlemişim. Sayanora.
Güncelleme: Yeni bitirdiğim Tarık Tufan romanından aldığım bir alıntı:
"Bunlar romanlarda olur; yazar oturur hayal gücünü zorlar, oradan alır buradan getirir, ne yapar eder bu alakasız 5 kişiyi bir araya getirir. Romanlarda olur fakat saçma olduğunu düşünürüz. Oysa gerçek hayat romanlardan daha kurgusal. Gerçeğini anlatsan insanlar sana güler."
Şanzelize Düğün Salonu / sf:107





