19 Aralık 2016 Pazartesi

Youtube Korkularım #1: Davacılarım.

DAVA EDİLDİM!

Bir değil, iki değil, tam 3 defa!!

Hem de dava edildiğimden habersiz...

İnsan bir haber verir çok ayıp.

2013 yılından beri bu ülkelerdeki vatandaşların videomu izlemesi yasakmış:

Amerika Birleşik Devletleri, Amerika Birleşik Devletleri Virgin Adaları, Amerikan Samoası, Avustralya, Birleşik Devletler’e Bağlı Küçük Adalar, Christmas Adası, Cocos (Keeling) Adaları, Cook Adaları, Heard Adası ve McDonald Adaları, Kanada, Kiribati, Nauru, Norfolk Adası, Porto Riko, Samoa, Solomon Adaları, Tonga, Tuvalu, Vanuatu, Yeni Zelanda 

Hayatımda duymadığım adalar beni engellemiş. SİNİRLENDİM. İşin gerçeğini öğrenmek adına youtube anlytics'e başvurdum.

Böyle bir yer.

Dava nedenim yazıyormuş meğer, SME Sony BMG Music UK  beni Heartbeat - Scouting For Girls şarkısı nedeniyle dava etmiş. Ee adam haklı, vercektim 15 doları alcaktım telif hakkını. Ama böyle bir prosüdür olduğundan bile haberim yoktu Kİ. Bu seferlik görmezden gelseler ne olacaktı!

İlk davam yetmiyormuş gibi bir de Türk halkına kolaylık olsun diye yüklediğim Bi Bi erişte videosunu da dava etmişler. Bir de videom Kore ve Japonya'da gösterilemez hale getirilmiş! Resmen sırtımdan vuruldum. Güvendiğim dağlara kar yağdı. Ben onların dizisinin reklamını yapıyım onlar engellesin. Tamam ya bi daha reklam meklam yok.

Ve son olarak geldik üçüncü davalı videoma. Bir öncekine bir şey diyemezdim çünkü ben de bir yerden indirip insanlar kolaylıkla bulsunlar diye youtuba yüklemiş, aslında pek de bir emek harcamamıştım. FAKAT bu seferki videom 3-5 saatlik bir emekti...

Oturmuş Kore dizi OST'leri adlı ergenkolik bir sayfam için DreamHigh ostsini türkçeye çevirmiş bana göre dünyanın en güzel videosunu yapmıştım. Sonra da benim gibi youtube'da altyazı arayıp bulamayanlara kolaylık olsun diye yüklemiş, emeğimi kore camiasına armağan etmiş, arkama yaslanmıştım.

Video yüklendiği gibi tüm ülkelerde engellenmesin mi? Ben şok Ben iptal, BEN SİNİRLİ!

Şimdi düşündüm de, o zamanlar bu duruma fena bozulmuştum ama aslında hiç üzülmeye gerek yokmuş. Sonuçta bu durum beni bağlamıyor. İstediğim zaman youtube'dan yüklediğim videoları izleyebiliyorum. SİZ İZLEMEYEMİYORSUNUZ MUHAHAHAHHA!


Youtube korkularımın ilkini de yazarak bu yükten kurtuldum.

Allah başka davalar göstermesin. Bir de başka youtube korkuları...

18 Aralık 2016 Pazar

Ask İsraels

Artık Dünya'nın neresinde bir çocuk ölse orası Gazze'dir 
Bir bebek bir yaşına girerken ağzında emzik değil, kurşun taşıyorsa orası gazzedir. 
Yağmur bir futbol sahasında çocuğun atacağı golleri yutmak için sırada beklerken, çocuğun çelimsiz vücudunu kurşun yağmurları yutuyorsa orası Gazze'dir. 
Çocuk bir varilin arkasına sığınmaya çalışırken kurşun önce saklanıp, çocuk kafasını uzattığı anda sobeliyorsa orası Gazze'dir. 
Artık Dünya'nın neresinde bir çocuk ölse orası Gazze'dir 
Gazze, çocukların öldüğü yerlerin adıdır bundan böyle. 
Bir çocuk sıtmayla, tüberkülozla, yüksek ateşle ve daha bilmem hangi hastalıkla ölürse ölsün, öldüğü yer neresi olaursa olsun, biz oraya Gazze diyeceğiz.
TARIK TUFAN 
Kitap ismi: "Bir Adam Girdi Şehre Koşarak 
( Yasin suresi-20)"

Geçenlerde okuduğum bir kitaptan alıntı ile başlamak istedim yazıma, 100 yıllık bir yarayla. Galiba bu yazıyı bugün yazmamın asıl nedeni 6. yılına girecek olan bir başka yara, bir başka ümmet coğrafyası: Halep.
Başka coğrafya fakat aynısından sipariş edilmiş gibi. Katliam.
21.yy teknoloji devrindeyiz derken ne demeye çalışıyoruz?
Ne bekliyoruz?
Saray Bosna'da, Avrupanın ortasında 20.yüzyılın son demlerinde 3 yıl süren bir soykırım oldu. Kimseden ses çıkmadı.Avrupa'da. Avrupa hani Avrupa.
Kimden ne istiyoruz ki. 


Neyse asıl konumuza dönelim. Yakınmanın, Kınamanın, lanetlemenin bir yararı yok. Bu Dünya'nın bizden acil olarak istediği şey çok çalışmak. 
Ben de sizlere bu yazımda anlatacağım yararlı bir Youtube kanalı ile faydalı olayım dedim.

ASK İSRAELS

Ask israels, 56.000 gibi kendinden beklenilenden çok daha az bir takipçi sayısına sahip olan, izleyicilerden gelen soruları israil halkına sorarak sokak ropörtajı niteliğinde videolar hazırlayan bir video kanalıdır.

Oluşması:
Kanalın sahibi yaptığı bir ropörtaj projesinde(tez gibi bir şey galiba) çektiği videoları youtube'a koyar, videolar yoğun ilgi görünce de kanal sahibi youtube'a yönelir ve daha fazla ropörtaj çekip  ASK İsraels kanalı oluşur.

Yani adam resmen milleti ile para kazanmaya başlamış. Bizdeki Orkun misali fakat daha tehlikelisi. 
Ne de olsa adamlar Dünya siyaseti yapıyorlar. 

Şimdi bu videoları neden beğeniyorum anlatayım:

  • Farklı bir dil, farlı bir din sizi karşılıyor.
  • Yıllarca itilip kakılmış bir tabaka var karşınızda ve içlerinden safları ayıklamaya çalışıyorsunuz. Fakat maalesef ki pek masum değiller.
  • İsrail halkını tanıyarak bu tür olaylara objektif bakabilmeye başlıyorsunuz.
  • İnsanların yetiştirilişinin beyin yapısına olan etkisini gözlemleyebiliyorsunuz.

Eğer filistinli olsaydınız ne yapardınız? 
Sizce hükümet nerede yanlış yapıyor?

Videolarında 2 farklı dil konuşuluyor: İbranice ve İngilizce. İbranice her yazının ingilizce çevirisi var bu nedenle rahatlıkla videoları anlayabiliyorsunuz. Maalesef ki henüz türkçe altyazılı videolara rastlamadım.



Kanal genelde haftada 1 yeni video yayınlıyor fakat zaten 3-5 videosunu izlerseniz diğerlerine bakmanıza gerek kalmıyor. Çünkü bir süre sonra toplumun özellikleri kendini tekrar etmeye başlıyor. Verilen cevaplar, konuşan insanlar, yaşantılar ve artık aşina olduğunuz ibranice.

Daha subjektif bir betimleme yaparsam:
Toplumun bağnazlığı, empati yoksunluğu, kini ve daha nice sayamadığım özellikleri.

Hayır hayır. Değişmelerini beklemiyorum. Ne de olsa halk aynı halk.
"Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Ra'd 11 -ayetin bir kısmı-) 
Böyle dedim diye videoları önyargılı bir şekilde izlemeyiniz. Çünkü ben olabildikçe objektif bir şekilde izledim. İzlerken en çok şaşkın suratım askıda kaldı. Bu suratı uzun süre yapmak insanı yoruyor. Şaşırmaya bile alışıyorsunuz.
Benden bu kadar. Şimdi de siz söyleyin bakalım en çok neye şaşırdınız.

8 Aralık 2016 Perşembe

Karakarga Nedir? Nerede bulunur? (MM imza günü)

Murat Menteş ile tanışalı 2 seneyi geçti. Tanışalı dediysem de kalemiyle tanışalı. Kendisiyle yüzyüze tanışalı yalnızca 2 hafta oluyor.

Aslında yeni çıkan harry potter filmi gibi başlığa Murat menteş kimdir? Nerede bulunur yazacaktım fakat başlığı beğenmedim. Sonradan Karakarga yazmamın daha doğru olacağını fark ettim çünkü aslında MM için gittiğim imza gününde MM yerine karakarga'yla tanıştım.

Karakarga nedir? Kısa cevap: bir dergi.


Uzun cevap:

MM'in imza günü için 11 farklı salona girip çıkıyorum, fakat standı bulamıyorum.      
Adamın imza günü var fakat stand ortalıklarda yok! Kitaplarını çıkardığı iki yayın evine gidiyorum. İmza gününü sorduğum anda ciddi bir ses tonuyla cevap veriyorlar:

-O imza gününün bizimle alakası yok.

Artık vazgeçecekken İremle birlikte son defa asıl imza salonuna gitmeye karar veriyoruz. İndiğimiz gibi 50 metre sağımızda 200'e yakın ergen kız topluluğu çığlık atıyor.(wattpad okurları...)  Önümüze bakıyoruz tanınmamış bir yazar ilk okuyucularını tanıyor, duygulanıyorum. En sonunda sola dönüyoruz. Diğer imza standlarından farklı olarak imza masası uzun ve köşeli. Neredeyse 4 kenarlı küçük bir imza salonu. Oturan 30 kişi. Sırada bekleyen yaklaşık 45-50 kişi. Stand ismi ise:

KARAKARGA.

Tam bu sırada hafızam bana flaş yakıyor. Gözüm kamaşıyor. Birini görüyorum. Gözlüklü. Uzatılan kitabı alıyor. Ruhi Mücerret. İstemsizce dudak büküyorum. İmzalatmak için diğer kitaplar varken o mu seçilir ki.


Daha sonra da çıldırarak etrafa gülücükler atma seansım var ama yazının seviyesini indirmeyeyim diye burada duruyorum. Fangörllüğüm içimde kalsın.

Sıraya giriyoruz. Önde ben arkada İrem, olması gereken gibi. Arkamızda da sarışın orta yaşlı modern bir bayan. Sıra biraz uzun. Uzun olduğu kadar yavaş da ilerliyor. Merak ediyorum neden böyle. 1

Bu sırada küçük çaplı bir kayıp telefon krizi geçiriyorum. Çantamı yere atıyor diz çöküyorum. Yok diye bağırıyor iremi de telaşa sokuyorum. Bayan sesleniyor "Önce biraz sakin olun". Bunu o kadar nazik bir ses tonuyla söylüyor ki ister istemez sakinleşiyorum.  Tam bu sırada çantamın derinliklerinde elime artık sararmış kılım değiyor. Bu sefer 32 diş sırıtıyorum. Bayana teşekkür ediyorum ve fark ediyorum ki belki de geçirdiğim bu kriz sayesinde sevdiğim yazarla tanışma faslımda daha az heyecanlanacak düzgün cümleler kurabilecektim.

Azıcık ilerliyoruz. Bayan Standtaki diğer yazarlardan bahsediyor. Bu bir tür dergiymiş. Yeni çıkmış. Çok doyurucuymuş. Biz yanlış anlamışız bunlar yazar değil çizermiş. Hiçbirini tanımıyor muymuşuz?? Tabi ya yaşımız küçükmüş. Ama eminmiş eğer okursak beğeneceğimizden. Çünkü doyurucuymuş.

Gülümsüyoruz ve tam bu sırada dönemece geliyoruz. Görevli bayan açıklama yapıyor:

-Lütfen bedava posterlerimizden alın.

Bedava lafından sonrasını duymuyoruz. Biri şiir posteri, biri Kadıkölüler adlı bir karikatür posteri diğeri ise Pablo Escobar adlı bir karikatür posteri. İremle Kadıköylüeri gördüğümüz anda bakışıyoruz. İlk posteri seçmemiz zor olmuyor, alıyoruz. Ne de olsa 3 yıllık Kadıköylü sayılırdık.

Tam ilerleyecekken bayan bir tane daha almamızı söylüyor. Pablo'yu görüyorum. Tipi komik geliyor. Doları görünce aklıma 3. Oda arkadaşımız Aybilge geliyor. Hadi bunu alalım diyorum, alıyoruz. Ve macera başlıyor.

Aralarında en yaşlı olanı ilk posteri alıyor: Kadıköylüler.

Ne yazıyım diyor, ilk anda neyi sorduğunu anlamıyoruz. En sonunda biz üç kişiyiz diyoruz. Rana, İrem, Aybilge! O da öyle yazıyor. Sonra yandakine veriyor. Anlam veremiyoruz. Çevredekilerden anladığımız kadarıyla çizer olan bu kimselere mahçup olmamak için kelimelerimizi özenle seçiyoruz.

Sonra sıra diğerlerinden bariz çok farklı birine geliyor. Diğerlerinin aksine bize bakmıyor. Biraz uykulu biraz yorgun biraz da genel bir boş vermişlik ile FIRAT yazıyor. Gözlerim büyüyor. Beynim tanıyorsun bu adamı diyor ama MM'e yaklaşmış olduğum için bu düşünceleri bir süreliğine gerilere atıyorum ve o an geliyor.

Merhaba diyorum. Merhaba diyor. Adın? diyor, Rana diyorum. Kitapları alırken devam ediyor:

-Benim Rana diye bir şiirim var bilir misin?

Aaa bilmiyordum diyorum. Ne yani yalan mı söyleyeceğim. Birkaç soru soruyorum kısa ve öz cevaplar veriyor. Beklediğim gibi biri buluyorum. Teşekkür ediyorum ve kitaplarımı orada bırakıp imza standında ilerliyorum.

Evet bunu yapıyorum.

Birkaç dakika sonra önündeki kitapların kimin olduğunu soruyor. Bu sırada şimşekler çakıyor. BENİM!!!Vermem diyor, kendince espri yaparak. O an bu bile güzel geliyor. O gazla havama giriyorum. . Tanımadığımız bu çizerlerle esprileşiyoruz. Biri diyor "Kediköy" diğeri diyor "Kadirköy".

En çok eğlenen İrem oluyor. Birkaç sıra arkada dönen john snow muhabbettini can kulağıyla dinliyor, gözlerini posterimizdeki "winter is coming" yazısından ayırmadan. Önyargılı ben bu durumu yadırgıyorum.

Yaklaşık 30 kişiye ismimizi yazdırmak neden bu kadar önemli bilmiyoruz ama bir süre sonra hazır geldik tanımadığımız diğer çizerlerden de adlarımızı yazmalarını isteyelim diyoruz. Artık ad yazılınca ne oluyorsa.

Sonlara doğru tanıdık bir isimle daha karşılaşıyoruz. PER KER. Şahsen ben yalnızca kulaktan aşınayım. Ha bir de yazı stilinden. Onun dışında karikatür okumuşluğum yok (LİMON İLE ZEYTİN DIŞINDA ONA BAYILIRDIM!) . Bana fazla çirkin geliyor. Çizimler değil detaylar. Bazen de küfürler.

Yalnız hep Kadıköy posterinden bahsettik biraz da Pablo Escobar'dan bahsedelim. O gün Pablo'yu ilk defa tanıdım. Eskiden yalnızca şehir efsanesi olarak aşina olduğum bu adam, geçmişte uyuşturucu kaçakçılığıyla çok büyük paralar kazanmış fakat sonra bir gün yüklü bir miktar para ve küçük kızıyla polislerden kaçarken ölme tehlikesi yaşayan kızı için kazandığı(çaldığı) onca parayı yakmış. Aman ne acıklı bir hikaye.

Ama komik. Çünkü resim bana oda arkadaşımı hatırlatıyor. Aybilgeyi, takma adı Ahmeti.


Aybilge ile konuşmalarımızın yarısı hayat yarısı dolar yani paradır. Bir çizer de Aybilge için manidar bir not bırakıyor:

-Doların çok olsun!

Tam olarak doğru posteri seçtiğimizi işte o zaman anlıyorum. Kendimi tebrik ediyorum.

Gün bitiyor.

Kapanışı MM'in Rana adlı şiiriyle yapmak istiyorum:

hayat, rana'sız manasız.
nedeni medeni halsizlik.
tan yaklaşır manyaklaşırım
gelgelelim uzatmaz el matmazel.

haritada eksik ada meksika'da da,
amigoya eziyet meziyet midir?
fesli mesli nesli her andığında
kedine medine hurması yedir.

kim ne derse desin mersedes'inle
tüydün müydü, nil mil, sezar mezar vız gelir
düş yola, mola verme, son durak ruh alemi
yakalanıp radara, madara olma
varmak zor finale, morfin al e mi?

döndü yerküre merkür'e:
her şelale melale dökülmüyor
artı martılar komple havaya uçuruldu.
amma muamma birikti evrenin göbeğinde.


**Not: Karakarga'yı hiç okumadığım için dergi neyi savunur, neyi eleştirir ne kadar haklıdır bilemiyorum. Bu konuda bildiğim tek şey bir yazarlarının hapiste olduğu gerçeğidir bu da uzun bir süre daha bu dergiyi okumayacağım anlamına geliyor. Fakat bir gün ilgi duyarsam trump serisini almak isterdim çünkü baya baya iddialı bir kapak hazırlamışlar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...