27 Ağustos 2016 Cumartesi

100 years of beauty: TURKEY

Merhaba!

Bugün Youtube'da sürekli karşıma çıkan bir video serisinden bahsetmek istiyorum:

Hundred years of Beauty videolarından.

Adından da anlaşılacağı üzere bu videolar 100 yılda değişen güzelliği, değişen saç sitillerini, değişen her türlü tarzı güzel bir video ile size sunuyor. Hem de yalnızca 1-2 dakikada.

Son dönemde gerek Kore ve Japonya'dan sonra Endonezya'ya Malezya'ya Azerbaycan'a Hindistan'a olan merakım iyice arttı. Konuştukları dilden takındıkları tavra kadar her türlü davranışlarıyla ilgimi çekiyorlar. Haliyle bu tarz videoları izlemeden duramazdım.

Sanırsam önce Kore ile karşılaştım:


1910'dan itibaren tüm dünyayı kaplayan Amerikan'laşmaya en güzel örnek ülkelerden birisidir Kore. 1940'ta kuzey ve Güney olarak ayrılmalarından sonraki aradaki farklar da bunu gösteriyor.

Ardından benzer bir ülke olan Japonya'yla devam ettim. 


Video'nun açılma resmi bildiğiniz ullzang ya da her türlü makyajla kendilerini oyuncak bebeklere benzetmeye çalışan kesim olsa da Japonlar uzun bir süre insanlıklarını korumuş, Kore kadar güzelleşememiş olsalar da tarz yapmışlar, dizilerdeki tarzlardan...
Bu arada 2010'un insan versyonu bizim kuaförün herkese kestiği saç. Yani üzgünüm ama ben orada bir tarz göremiyorum. 

21 Ağustos 2016 Pazar

Kore bileti kaçtı, NAK'a bilet şansı !

Bundan 8-9 ay önce babam müjdeli bir haber verdi. İnşaallah tezini yazarsa KORE'ye gidiyormuşuz.
Çok sevindim.
Sırf bu gezi için korece alfabe tekrarı yaptım.
Sırf bu gezi için zibilyon kore gezi vlogu izledim.
Myeoundong'dan neler alacağımı not ettim.
(Hatta listenin başında aktör çorapları vardı LOL.)
Blogumun ilk yazılarından hipenpal arkadaşımın önerilerine gidecektim.
Namson Tower'da ikizime olan sevgime kilit vuracak,
Seokjong'un ihtişamlı sarayının hijabi kraliçesi olacaktım.
Helal foods başlığı altında itaewon'a gidecektim.
Merkez camii'ni görecektim.
Sırf bu geziden önce deneme olsun diye Bosna'ya gitmiştim.
Vlog çekip ünlü olacaktım sdjdfjhjr

Olmayınca olmuyor be ya.

Nasip değilmiş.

Vatan çok daha kıymetli.

Belki başka zamana inşallah.

Acaba ikizimin dediği gibi inşallah demeyi unuttuğum için mi oldu tüm bunlar.

KESTİK! Bu kadar acıtasyon yeter.

Nisan ayında alınan biletlerimiz darbe gecesi ile birlikte yandı.
Aslında yanan biletler değildi. Çünkü 20 Ağustos gidiş tarihimizdi. Yani dün.
Devletin uçuş iptali de yoktu.

Fakat babamın vardı.

Darbenin hemen ertesi günü babam kesin kararını verdi. Gitmiyorduk. Türkiye bu haldeyken gidemezdik. Bize ihtiyaç vardı(bana var mıydı bilmiyorum). Kore'ye halamı da alıp kaçmayı düşündüm. Babamın keskin kararı kaçıp gitmeme izin vermedi. THY uçak biletlerimizi geri almasaydı kaçıp gidecektim fakat aldı. Zaten bundan hemen önce fikrimi dğştirdim. Güzel ülke Bosna sayesinde. Elhamdülillah Bosna gezim zihnimde hala taptaze ve bana güç veriyor. Sonra düşündüm: Bir senede iki ülke fazla lüks olacaktı. Artık başka zamana kısmet inşallah.

KESTİK! Düşüncelerim birkaç gün önceye kadar böyleydi. Sonra bir haber geldi.

İki gün önce akşam ablam aşağı kattan bana seslendi:

"Rana! Nouman Ali Khan TÜRKİYE'ye geliyor İnşallah!"

16 Ağustos 2016 Salı

Arwwwww yorumları {Fangörllük mod:on}-İng bedava kitap önerisi-

Arww kelimesi genelde hoşumuza giden romantik bir durum olduğunda verdiğimiz bir tepkidir. Bu kelimeyi söylerken gözlerimizden kalpler fışkırır ve karakterlere aşık oluruz. Ya da zaten bu karakterlere aşık olmuş olduğumuzu fark ederiz.


Bir ingilizce kitabı daha doğrusu ingilizce bir wattpad kitabını okurken bu kelimenin aynı zamanda fangörllerin sanatlarını ifade etme biçimleri olduğunu öğrendim. Özellikle de bu kelimenin koro halinde söylendiğini hiç bilmiyordum sjskslsk (aşağıda açıklayacağım)


Ne mi demeye çalışıyorum?

Şunlara bir göz atın derim, istatistikler oldukça ilginç.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Youtube gezintilerim #3 {Tiny toons'un gerçekleri}

Merhaba!! Bugün sizlere yıllar önce, ben daha ingilizce bilmiyor hatta muhtemelen okumayı bile sökmemişken annemin izlediğim çizgifilmde keşfettiği önemli bir gerçeği anlatacağım. Ama öncelikle şu soruyu sormalıyım:

Tiny Toons'u bilir misiniz?
Yani bunu:


Yine mi hatırlamadınız, bir de açılış videosunu izleyin:


 


Şimdiden itibaren hatırlamadıysanız da sorun değil. Zaten açılışı izleyerek bu çizgifilmi tanımış oldunuz. Başrolünde 2 tavşanın bulunduğu bir çocuk çizgifilmi. En azından öyle duruyor.
Çocukluğumda herkes gibi ben de çok çizgifilm izledim. Hatta aynı çizgifilmi tekrar tekrar izledim. Bizim evde bir klişe vardı. Misafirle oynanır, sıkılınca şu soru sorulur:
Spirit'i izledin mi?
Eğer sorunun yanıtı beklenildiği gibi hayır ise seçilen çizgifilm zibilyonuncu kez tekrardan izlenir. Bu sırada da baya eğlenilirdi.
Aynı şey televizyon çizgifilmleri için de geçerliydi. Ablamın izin vermediği bazı çizgifilmler dışındakileri izler, izlmiş olduğum bölüm olsa bile izlerdim. Daha doğrusu izlerdik. İnsanın ikizi olunca ayrı yaptığı işler sayısı pek az oluyor...

Herneyse CD'lerin moda olduğu yıllarda babam Tiny toons adventure adlı bir çizgifilm CD'si almıştı. Tıpkı en sevdiğimiz çizgifilm olan Spirit gibi bu CD'yi de çok çabuk benimsemiş tekrar tekrar izlemeye başlamıştık.

Şarkıları da baya güzeldi. Resmen amerikan bir şarkıya bu karakterlerle parody şeklinde klip yapılmış gibi.
Mesela en çok hatırladıklarımdan birini şuraya koyayım. 


Klipte Erkek tavşan kız tavşanın etrafında dolanıp korkutucu şekillere gire gire beni seviyor musun der. Bu klibi izledikçe geçmişi hatırlarım. Nostaljidir benim için.
Artık asıl konuya gelme vakti:

Bu CD'yi izlemeyi şu video ile bıraktık. Bakalım izledikten sonra neden bıraktığımızı bulabilecek misiniz?

Bulabildiniz mi? 

İstanbul'u konu alan bu bölümde fark ettiyseniz akılda kalan nakarat bir cümle var:

"İstanbul is not konstantinapolice"

7 Ağustos 2016 Pazar

Blog Korkularım #3 ~Başörtü hikayem

Merhaba!
Kendimi blogu kurduğum ilk zamanlarda gibi hissediyorum. Kimse yok... Tek başına ne kadar saçmalayabilirsen saçmalıyorsun... Yaz...vb.
Tek farkı o zamanlar her bir ziyaretçi o gün mutlu olmama yetiyor, giderek artan yorum sayılarıyla şenleniyordum.
Şimdi o bile yok. Takipçi kaybediyorum onun yerine.
Noldu ya? Ben mi boşladım? Yoksa siz mi tatildesiniz?


Çünkü geçen yıl bu ay o kadar çok kişi vardı ki blogger'da! Bu sene herkes bir mayışmış... Gerçi bu sene ile geçen sene o kadar farklı ki! Demek ki devlet karıştı (şükür toparlanıyor), halk toparlanamadı. Sonuçla 40 yıllık kazık kolay yenmiyor.

Yalnız bu mıyışma dediğim şey şu yazımdaki gibi mi?

Şu ana kadar yazdıklarım başlığa sahip olmasalar da aynı şekilde bu yazının formatında olmasalar da ilk blog korkum maddesiydi.

Diğerlerinin aksine çözülemeyecek şeyler değiller. Biliyorsunuz geyiğe her zaman varım ister blogtan ister başka Sns hesaplarından. Çekinmeyin!! Takipçilere olan sevgi duygusunu azıcık unuttum böylelikle özlem gideririz.

2. Blogger insan mı? Hata yapar mı?

Yaparmış shjhdsjhd
Niye düzeltmiyorlar ya kimse mi görmedi oradaki "izleenecek bloglar" yazısını

Blogger o kadar mı boş?

Normal hayatta olsa karşımdakinin giydiği şeyin rengini arkama döndüğümde sorsalar hatırlayamam. Blogta işler değişiyor demek ki. 
Düzelmiyor, Korkuyorum.

(Bu da formata uygunluk için yazılmış bir maddedir. Tabii ki "izleenecek" kelimesi beni korkutmuyor. Daha çok eğlendiriyor diyebiliriz.)

Ve asıl maddeye gelebiliriz. Blog ziyaretçilerimin azlığından yararlanılmış bir fırsat.

3. Önyargıları kıramamak


Ben ailemin en özgüvenli çocuğuyum. Yani bizim ailemize bakışta genel kanı bu şekilde. Fakat bir çok kişi böyle düşünmesine rağmen asında ben sadece kızkardeşlerimde gördüğüm problemi yapmıyor, bu davranışta pot kırmamaya çalışıyorum. Yani özgüven konusunda oyuncunun tekiyim. Ama ne demişler, kimi taklit edersen ona dönüşürsün. Ben de özgüvenli insanları taklit ediyorum ve sanırım bu konuda bir hayli yol aldım. En azından öyle düşünüyordum.


Geçen gün son yayınladığım yazıyı yazarken ve yazmadan önce ne kadar zorlandım bilemezsiniz. Çünkü blogumda daha dini kimliğimi belirtmemiştim. Dolayısıyla nasıl bir tepki alacağımı hiç bilmiyordum. İçimden bir ses daha erken olduğunu söylüyor, diğeri ise beni dininden utanmakla suçluyordu. Yine de sevdiğim islami kitapları yazmaki yayınlamak suç değil. Yazdım ve yayınladım.

38 kişi okudu. En azından blogger öyle söylüyor. Yorum yok. Fakat bu sonuçların nedeni yazdığım yazının konusu değil de yukarıda belirttiğim mayışma sanırsam. Yani mutsuz değilim.


Endişeliyim.


Neden böyleyim? Aslında kendime neyin var şeklinde kızmayı 7. sınıfta bıraktım. Çünkü ben kendimi bilmiyorsam kim bilecekti. Kendimi kandırmanın bi işlevi yoktu. Şimdi, kendimi kandırdığım en büyük sırrımı bu kadar az kişinin okumasından güç alarak buraya yazıyorum.


Önyargılarımın beni 1 yıl gereksizce strese soktuğu anımı yazacağım.

5 Ağustos 2016 Cuma

Acemi Kitap dünyası ❲Öneriler #1❳

Bugün önyargı zincirimi kırarak bilgisayarımın başına geçtim. Sevdiğim bu acemi kitapları sizlerle tanıştırmak için tüm parmaklarımı seferber ettim. Gözlerim beni neredeyse uykuyla geride bırakacaktı. Yılmadım.
Kısacası gece gece tipimin dal po'dan aşağı kalır bir yanı yok sjskjs

Acemi kitap dünyasından önerilerle sizlerleyim. O zaman başlayalım.

Kitap Beyza adında 17 yaşında başörtülü bir kızın Yabancı bir ülkede yaşadığı olayları ve edindiği dostlukları anlatıyor. Olaylardan çok sizi duygu yönünden etkileyecek şeker bir kitap. 

Yazara (hem kalemine hem bilgisine) hayran kalacağınız, karakterlere aşık olacağınız, yok böyle bir masum aşk diyeceğiniz bir kitap. Finalinde mutluluktan ağlayacak kadar beni derinden etkilemiş olduğunu belirtmek isterim. 

4 Ağustos 2016 Perşembe

EMMA ⎜Kitap & Film

Emma ⎜ Kitap

Yazar Jane Austen'ı bilir misiniz? Hayatı boyunca İngiliz sosyetesinin bizzat içinde olmuş, eleştirmiş ve ölümünden sonra yaşadığı dönemin temsilcilerinden sayılmış soylu bir kadındır Jane A. Ben kendisini çok severim. Bunun en önemli nedeni gerçekten ahlaklı, inançlı ve güçlü bir yazar olmasıdır. Oluşturduğu karakterlerden tutun soğuk ama esprili anlatımına kadar kitabı ile sizi etkiler.


Aslında Jane Austen yazar olmasının yanı sıra bir sosyologdur(diplomasız :) Halk sosyoloğu yani. Her kitabında yirmi yirmi beş farklı karakteri kısa ve öz bir biçimde anlatır ve o kişilikleri kafanızda olaşmasını sağlar. Belirtmeliyim ki bu karakterlerin hepsi yaşayan insanlardan alınmış ve doğrudan yansıtılmıştır. 

Şimdi biraz Emma kitabından bahsedeyim. Emma, Jane Austen'ın göz bebeği kitabıdır. Bunun bir nedeni de Jane A'nın Emmayı kendisine benzetmesiymiş. Fakat şunu belirtmeliyim ki Yazarın en sevilen kitabı Emma değil, muhtemelen daha önce duymuş olduğunuz aşk ve Gurur kitabıdır. Elizabet ve Darcy'nin aşkı dünyayı sallamış da biraz. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...