2 Şubat 2017 Perşembe

Arşivden #2 [Alıntı] -Uğultulu Tepeler

Bu sefer 2 ya da 3 sene önce okumuş olduğum tek kelimeyle dehşet bir kitaptan söz edeceğim. Ama asıl konumuz kitabı tanıtmak değil alıntıyı yorumlamak. 

NoT: Yorumun ucu Kore dizilerine dayanmaktadır. Evet bunu başardım.



Uğultulu tepeler kitabını çok severim. Gerçekten çok farklı ve ilginç bir ingiliz romanıdır. Konusu aşktan çok intikam ve nefret olan bu kitap ölümünden hemen önce yayınladığı tek kitabıdır. 
Aynı zamanda İngiliz edebiyatında kin ve nefretin temsilcisi olan Heatclif'i kazandırmış bir romandır.

1000kitap sitesinde görüp beğendiğim güzel bir alıntı var:


ranaagashicik"Bir solukta okuyabildiğim nadir klasiklerden sanırım. Dili mükemmel, kurgusu mükemmel. Karakterlere gelirsek onlar mükemmelin tam zıttı durumdalar. Zaafları olan hatta biraz da hastalıklı. Kitabı muhteşem yapan da bu sanırım. Ne kadar hastalıklı olursa olsun, hatta ne kadar hastalıklı olursa o kadar çok büyüyor sanırım 'aşk' denen duygu. Zayıf, şımarık, hırslı, hatta düpedüz kötü insanlar, belki de tarihe geçecek masalsı aşkların daha çok hakkını veriyorlar."
***Yorum 1K sitesinden Özge Uzun adında birinin. O kadar çok beğendim ki buraya koyayım dedim😊***


#Uğultulutepeler i okuyalı 1-2 yıl oluyor fakat kitabın etkisi hala üzerimde. Hala daha heathcliff'e bir zamanlar acıdığıma hatırlar ve kendime kızarım. Ana karakterden herkes gibi nefret ediyorum. Buna rağmen kitabı herkese tavsiye etmekten geri durmuyorum😏



OKUYUN SONRA DA GELİN BU ALINTIMA BİR GÖZ ATIN. 
Üşendiniz mi? Okumaya devam edin.
Çünkü öyle spoiler bir alıntı değil sadece okuyunca anlaşılması kolaylaşan bir alıntı.
"Sence Hindley oğlunu görseydi onunla gurur duymaz mıydı? Kendi oğluma baktıkça benim gurur duyduğum gibi. Gene de arada şöyle bir fark var; bir tanesi kaldırım niyetine kullanılmış altın, diğeri gümüş niyetine parlatılmış teneke kutu."
Alıntının bana hatırlattığı ilk şey yıllarca dizilerde filmlerde, kötü karakterlerin oğulları kısmen saf bazen aptal olurken masum karakterlerin oğulları hep zeki olması. Acaba bu durum senaristlerin kendi işi midir yoksa yalnızca Dünya'nın bir yansıması mıdır? 

Ne de olsa "Alimden zalim, zalimden alim doğar" diye bir "Fact" var.

Bu alıntı, benim kitapta en etkilendiğim cümleydi. Kaldırım niyetine kullanılmış altın, gümüş niyetine parlatılmış teneke... Kısacası hayatın başka bir kilit noktası. Hayatta ne olacağını kimsenin önceden kestirememesi...

Geçenlerde ablamla güzel bir şey fark ettik. Bildiğiniz gibi Kore dizilerinde konunun kalmadığı son 4 bölümde, senarist taht kavgasını ileri sürerek dizinin türü ne olursa olsun diziyi entrikaya sürükler. Bu bazen diziye heyecan katarken genelde okuyucuları sıkar.
Fakat belki de okuyucuyu en çok yoran şu sahne olur:
(Örnektir herhangi bir diziden alıntı değil)

-Baba! Niye gerçeği söylemedin!
-Söyleyemezdim.
-O zaman şimdi söyle beni kaçıran kim?
- Tamam ama önce buluşalım.

STOP!

Önce buluşalım ne demektir? Öznesi 1.çoğul şahıs olan bu cümleler genelde biz olamadan sonlanır.

Yani babaya araba çarpar
Ya da komaya girer.
Ya da Ölür.

Bize de masum adama dua edip yas tutmak düşer.

Peki ya Türk dizileri? Onlarda ne olur?

-Baba?
-Oğlum senin annen bir melekti. Ben ölüyorum kendine iyi bak.

İşin şakası bir yana eğer bir olay çözülmüşse türk dizilerinde artık sona gelinmiştir. Artık uzatılmaz. Masum adam buluşma ayarlamadan önce gerçekleri anlatır. Tutamaz kendini.
Zaten bu hızlılık nedeniyle de senaristler hiçbir zaman olayları çözmezler.

Bu durumun asıl nedeni sizce nedir? Acaba Korelilerin kader inancı olmaması mıdır? Yani normal bir insanın kavramasının zor olduğunu bu kavram özellikle din karmaşası yaşanan korede olacak tehlikelere ihtimal azaltmasına yol açıyor olabilir mi?

Belki de o masum adam öleceğine hiçbir ihtimal vermediği için bütün bunlar olmuştur.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Söz sizde :)

29 Ocak 2017 Pazar

Tarık Tufan ve Kitapları #1 Kekeme Çocuklar Korosu

Düz yazıda şiir yazanlardan biri de Tarık Tufan. O nasıl oluyor öyle demeyin. İllaki denk gelmişsinizdir böylelerine. Yazmak için değil söylemek zorunda oldukları şeyler için yazarlar bu insanlar. 
"Eğer hala nefes alıp verebiliyorsan, hayatta bir şeyleri değiştirebilme şansın var demektir."
Bu tür kitaplar bütüncül değildir parçacıklıdır. Anlayıp anlamamanız da önemli değildir belli bir yerde. Siz yalnızca okusanız yeter. Bir yerlere sesini duyurabilmek onlar için yeterdir.

"En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya göz yaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın edercesine odanın dubarlarında yankılandı, söylesene? Yüz soruda hayatı öğreten kitaplarla ahkam kesiyorsun ortalıkta. Aptal şarkı sözlerinden aşkı öğrenme hevesindesin. Sen hormonlu çocuklardansın anladın mı? Bilincini dengeli beslemeyi beceremiyorsun."
Kitabımı evde unuttuğum bir gün kütüphaneye çıktım. Sadece 10 dakikada seçtim bu kitabı halbuki kitap kriterlerimin hemen hemen hiçbirine uymuyordu. Sayfa sayısı azdı ve ismi tanıdık gelse de bilindik değildi. Aldım çünkü üzerinde 16 sene önceden kalma bir yazı yazılıydı: "Devrim için hala..." bilmem ne hatırlamıyorum. Cümlenin ne anlama geldiğini aldıktan sonradan fark ettim. Yani anlayacağınız almamın tek nedeni kitabın basıldığı sene imzalatılmış ve okul kütüphanemize terk edilmiş olmasıydı.
2000 yılı 1.Baskısı

Şimdi sizlere kitabın konusunu nasıl anlatacağımı bilemedim. Muhtemelen bu nedenle okuduktan 3 ay sonra yazmaya başlayabiliyorum. Bir de konu anlatımında bir sıkıntım var:
Kitabın 40.sayfasına kadar geçen mekanı ve zamanı tanıyamadım, zaten yazar da tanıtmadı.
Okudum, okudum. Kelimeler beni çekti gitmek istemedim. En iyisi kısa bir alıntı ile başlamak. Haydi Bimillah...

40.safyadaki bir bölümün başı:
-Alo!..
-Gece sizi dinliyor...
-Merhaba.
-Merhaba. Neden gecenin bu vaktinde radyo dinliyorsunuz?
Birinci şahıs ağzı is Başkarakter. Sürekli olan tek karakter. Bir radyo programında çalışıyor. Amacı insanların acılarını dinlemek. Bir yandan da geçmişi hatırlıyor insan analizleri yapıyor. Galiba konuyu en iyi şekilde böyle toparlayabilirim. 

Bir şey daha eklemeliyim: Kitap Ufkumu Açtı.

Siz hiç romanlarının hiçbirinde başkarakterlerine isim vermeyen bir yazarla tanıştınız mı?
Ya da umursuzca içini döken bir kalemle?


Ben o gün tanıştım ve içimdeki ses "bu yazardan daha yeterince yararlanmadın!" dedi.

Ben de Tüyap'tan 6 kitabını daha aldım. 

Satıcı bayan ROMANI ÇIKTI! dedi. Garipsedim. Bu okuduğum da roman değil miydi? dedim. Denemeymiş. Nasıl etkilendiysem artık... 

Roman olunca dayanamadım Tüyap dönüşü onu da okudum. 15 sene sonra çıkardığı romanı farklı kokuyordu. Ne eskisi kadar içten ne eskisi kadar acemi...


Düşündüm de bunu bir başka sefere bıraksak iyi olur. Hem Romanı roman çerçevesinde değerlendirmek gerek değil mi? 

Konusuz bir kitap yorumu yazmak istemiyorum. Sanki bu şekilde yazarsam eksik kalacakmış, kitaba ihanet edecekmişim gibi hissediyorum. İçimden başka bir ses de "yazacağın bu konuyu daha özel bir vakite sakla" diyor ama içimde tutamıyorum.

Öhöm Öhöm
5. Bakının ön sözünde yazılan bir cümle: 
Bu kitap 1990-2000 İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın içinde biriktirdiklerinin dışavurumudur. 
Tarık Tufan o dönemde yaşamış kişilere "Benim söylemek istediklerimi yazmışsınız." dedirten bir yazar. İyi bir gözlem şart tabi.

16 yaşındayım. 16. yaşımdayım. 20.yüzyıl bitişini göremedim. 21. yüzyıl çocuklarındanım. Belki de o hormonlu çocuklardanım. Reçetemde dengeli beslenmek yazıyor. Yine de 28 Şubattan bu yana bazı şeyler hiç değişmedi.

Belki başörtünün içinin boşaltıldığını ya da "Siyasete alet edildiğini" düşünüyor olabilirsiniz. Sizi yargılarım. Fakat bir "Fact" 'in hiç değişmediğini belirtmem gerek.

İşte bu:
"Okulda tesettürlü kızlar ile İslamcı camianın genç erkekleri arasında ilginç ilişki biçimleri gelişiyordu. Birbirlerinden ders notu almaktansa, diğer öğrencilerden almayı yeğliyorlardı. Sanki onlar birbirlerine namahrem fakat diğer öğrenciler birbirlerine değilmiş gibi davranıyorlardı. Yüz yüze gelmiyor, konuşmuyor, yardım istemiyor, bir şeyler danışmıyor sanki yokmuş gibi davranıyorlardı. Duygusal olarak yaklaşanlar bunu asla ifade etmemekle birlikte, yan yana durduklarında her ikisi de göz göze gelmemek için her ikisi de yere bakıyor ya da önlerine.
Özellikle Sanki onlar birbirlerine namahrem diğerleri değil'de yarıldım.

Aslında bunun devamı da var. Ama spoiler olabileceğini düşünüp buraya değil de üşenip kitabı okumayacak okurlarım için yazının en altına koydum. 

Bir gerçek alıntım daha var:



 !!SPOİLER!!

Seni Seviyorum!
Çantanda gezdirdiğin islami kitapların üzerini gazete kağıdı ile kaplamanıç Makyaj değmemiş yüzünün çocuksuluğunu. Notlarını koyduğun dosyayı göğsüne bastırıp taşımanı. Hızlı hızlı konuşmanı.
 Seni Seviyorum! 
Erkek arkadaşlarından söz etmeye başlayan arkadaşlarının yanında, utanıp konuyu değiştirmeni, tavsiyelerde bulunmanı ve sonra içten içe ilgi duymanı seviyorum. Sonra da hemen yüzünün kızarmasını seviyorum. 
"Sık sık başörtü düzeltmeni.Kimseye sözünü etmediğin hayallerini, her gece yatmadan tekrar tekrar aklından geçirmeni seviyorum. Senden umulmadık ölçüde hayallerini genişletebilmeni, annene ne düşündüğünü hissettirecek acemi sorular sormanı, yaşlı kadınları usanmadan dinleyebilmeni seviyorum.  
Açıkçası seni sadece okulda gördüm ve hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Tüm bunların olabileceği hissini uyandırdığın için seni seviyorum. Böyle birini sevmeye ihtiyacım olduğu için seni seviyorum.  
Baş başa kaldığımda Mona Rosa’yı bir kıza okuma ihtiyacım için sevdim seni... Karşılaştığım ve konuşabildiğim anda okuyabileceğim daha çok şiir var aklımda ve artık konuşmalıyız. Çünkü şiirler ağırlık yapıyor zihnimde..."
Büyük spoiler!!!!

-Konuşmayı kabul ettiğin için sağol.  
-Ne diyeceksiniz? 
-Şeyy... Biraz yalnız kalabilir miyiz? Arkadaşın biraz izin verirse?..  
-Kusura bakmayın tek başımıza kalmamız caiz değil o da olsun. 
-İyi de okulun içindeyiz tek değiliz zaten. Bir sürü insan var etrafta. 
-Olsun yine de kalsın. Ondan bir şey saklamıyorum nasıl olsa. 
-Peki...şey... Çok güzelsin..
-Böyle şeyler söylemeyin lütfen! 
-Aslında...Seni...Seni seviyorum ben. 
-Ne diyorsunuz bunları duymak istemiyorum ben!  
-Kötü bir şey söylemedim ki. Seviyorum yani evlenmek niyeti işte! 
-Böyle şeyler böyle olmaz. Birilerine iletirsiniz oturup öyle konuşulur. Benim de danışacağım insanlar olur. 
-Kızım sen aptalsın! Sen var ya harbi salaksın! Seni hayatında karşılaşabileceğin en gerçek ve kutsal eyleme, özne yapmaya çalışıyorum ve sen hala farkında değilsin. Neler kaçırıyorsun biliyor musun? 
-Ne biçim konuşuyorsun sen? 
-...(burada baya şey söylüyo) Benim aşkıma özne olma şansını kaybettin.(...) Bunu sen istedin. Hakediyorsun kızım. Biraz cesur ol. Ben iyi bir insanım, senin için olabileceklerin en iyisiyim.
Kaybettin!
Cidden kaybettin. 
Buraları ağzım açık okuduğu doğrudur.
Hadi Allah'a emanet olun!

27 Ocak 2017 Cuma

Mim #26: Gökten Düşen Elmalar


Mim paslandı ve gool! 
Sonunda bir mimi yapabildim :) Yaparken eğlendim Esra'ya çok teşekkür ediyorum !

1- Gökten ak sakallı dede sarkıp fısıldamış; "Kardeş elimde üç elma var. Her biri ayrı bir zaman dilimini temsil ediyor. Hangi yy. a  gitmek istersin? Ama  ikisini sana hayatta vermem." Ak sakallı dedenin elindeki ilk elma   13. yy'mış. İkinci elma 24.yy. 3. elma ise...

3 farklı devirde yaşamak isterdim. 

Birincisi Jane Austen'ın kitaplarındaki başroller gibi başkentten uzak konforlu ve gizemli bir yaşamın olduğu ingiltere'ye gitmek isterim.


İkincisi Kore'nin eski sürümü Jeoson'a gitmek isterdim. 

Üçüncüsü de bende gizli kalsın.

Üçünün birleşimi:  18-19.yy :)

Çünkü....

Dünya'nın kötülükleri her devirde var ama belki de kötülükleri başlangıçta durdurabilsek güzel olabilir. :)

2- Gintama' dan üç elma düşmüş. Birincisi Sakata Gintoki, ikincisi Hijikata, üçüncüsü ise ...

Hehehe B) 

Okito sougo? 


Çünkü....

Mayonez adamlar yok edilmeli. Ketçap severim :)


3-Gökten 3 elma düşmüş. Yaşamak için 1. ve 2.de kontenjanlar doluymuş, 3. elmada kontenjan boşluğu varmış.  1. Beijing imiş 2. Londra  3. ...... miş.

Jakarta :)

Çünkü...

Şu sıralar Endonezyalılara takıntılıyım :D
Fathia İzzati





4- Gökten 3 elma düşmüş 1. Hateke Kakashi 2. Kisuke Uruhara 3....... imiş.

Hitsugaya Toshiro

Çünkü...

Kısacık boyu vardı ama çok havalıydı bea!

5 - Gökte üç elma süzülüyormuş. 1. Planör 2. Uçak 3. ise ..... imiş.


Uçan Balon

Çünkü...

Geçen gün birine binmenin 200 dolar olduğunu öğrendim. Elma olarak gelse fena olmaz.


6 - Gökten üç elma düşmüş. 1. Cha Seung Won imiş. 2. Dong won Kang imiş 3. ise .... imiş.

So ji Sub

Çünkü...

Cha seung won denince aklıma The Greatest Love dizzy geliyor. O da Master's sun'ı hatırlatıyor vee en sonunda Gojo! ya sıra geliyor. 


7 - Gökten 3 elma düşmüş. 1.Takuya Kimura imiş. 2.Shun Oguri imiş. 3. ....... imiş.

Diğer iki arkadaş kim hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey var:

Akiyama kalp
Gerçek ismi : MATSUDA SOUTA imiş

Çünkü...


8- Gökten elma şeklinde üç adet film türü düşmüş. 1. si bilim kurgu imiş. 2. si komedi imiş.  
 3. sü ise ..... imiş.

Müzikal severim :)

Çünkü...

Dream High aklıma geldi.
url.jpg

9- Gökten 3 K-Pop grubu düşmüş. 1. DBSK imiş 2. Super Junior 3....imiş.

Ft Island demek istiyorum ama bunu diyerek kendimi çağlar öncesinde gibi hissedicem. Bu nedenle pek tanımadığım ama kuzenimin izlettiği kliplerden fena olmadığını bildiğim grubu söyleyeceğim: BTS

Çünkü....

Şarkılarının melodisi çok güzel. Gayegum versiyonuyla dinliyorum.


3 - Gökten 3 elma düşmüş. 1 Oğuz Atay imiş 2. Reşat Nuri Güntekin 3. ise ....

Şule Yüksel Şenler :D

Çünkü...

Bu kadar eski yazarlardan aklıma ilk gelen Huzur Sokağı yazarı oldu.

Mimi beni takip eden herkese yorum olarak paslıyorum. 
Yorum olarak paslamak: Cevaplamak istediğiniz 1-2 soruyu yorumlarda yazın ve cevaplayın!

18 Ocak 2017 Çarşamba

En etkileyici sahne?

Sizce herhangi bir eserdeki en etkileyici sahne nedir? İyilerin kazandığı kötülerin kaybettiği bir final sahnesi mi? Kore dizilerinden yola çıkarsak bunun cevabı kesinlikle hayır.

Peki ya çiftin birbirlerini resmi olarak sevdikleri ilk sahne mi? Yani confess(itiraf) mı? Tamamiyle kendi görüşüm: Hayır. Özellikle de Din algısı oturmamış ülkeler bu tür sahneleri karanlığa boğuyor.

İlk sahne mi? Bazen evet. Hatırlarsınız belki, bir dizi yorumlamıştım: Mask. İşte o dizinin beni en çok etkileyen sahnesi ilk sahnesiydi.
Bu nasıl bir başlangıçtır!
Dizinin ilk iki dakikasında ben şok, kadın şok yandaki adam ölü... Bir de uçurum kenarı...
Ben ful ekrandan çıkıp gerçekten 1.bölümü mü açmışım diye kontrol ediyorum.
(daha önce Big man dizisinde böyle bir hata yapmıştım da)
Teyit ettikten sonra derin bir nefes alıp tekrar oynata tıklıyorum.
Deli arıyor, kadın can havliyle açıyor.
Tabii Teklifi ve "önce ölmen gerek" şartını duyduktan sonra kadın daha bi şok haliyle.
Sonra olaylar geri sarılıyor.
Böylelikle dizi tam manası ile başlıyor.
Fakat genelde ilk sahneler bu kadar aksiyonlu ve etkileyici olmuyor. Özellikle de aile dizisi izliyorsanız dizi konuyu tam manasıyla kavratana kadar monotonluğun dibine vuracaktır. İşin daha kötü yanı da konuyu tam olarak anlamanız 10 bölümünüzü alacaktır.

Bu nedenle bana göre en etkileyici kısım burası değil. 

Bana göre bir eserdeki en etkileyici sahne bağırma, kavga sahnesidir. En azından ben bu tarz sahnelerde çok etkileniyorum. İster bir roman olsun ister bir dizi ister bir film...Bu sahneler her zaman iyi oluyor. 

Bu sahneler bazen dizilerdeki karakter aşklarını kuvvetlendiriyor. Bazen olayları çözüyor. Bazen başrollerin kişisel karakterlerini değiştirmelerine bile sebep olabiliyor. Başka hiçbir olay iki karakterin değişimini bu kadar gerçekçi kılamıyor.

Neyden mi bahsediyorum? Somut örnekler verelim o zaman.

İss pyar Ko Kya Naam Doon dizisine bakalım. Anlamadıysanız türkçesini söyleyeyim "BİR GARİP AŞK" Benim içinse annemin deliler gibi izlediği, ablamın şarkılarına vurulduğu, kuzenimin gülmekten gözlerini yaşartan dizi. 

Ve bana göre de bu dizi hiç fena değil. En sevdiğim video:


Heh işte bu hint dizisinde serinin 
%5i gelişen olaylarla(Kötü adam, mazlum kız,  yanlış anlayan bir odun)
%10'u dansla
%15'i başrol ikilinin kavgasıyla ve
%70'i bakışmayla geçiyor.

Bu yüzdelere sahip dizinin Kushi'nin oyuncusu bir röportajında şunu belirtiyor:

"Biz Arnav ve Kushi'nin kavga sahnelerini çekerken hiç zorlanmıyoruz. Fakat romantik sahneler bizi daha çok zorluyor."
Seyirciler gerçekten de ikili kavga sahnelerini bakışma sahnelerinden daha fazla seviyor ve oyuncular da daha başarılı oynuyor. Belki de insanın doğasında kavga etmek vardır he.
Bu yüzü her gördüğümde kadının ölüm tarihini hesaplıyorum. Resmen katil yüzlü be!

Romanlara dönelim. İki farklı örneğim var romanlarda. Birincisi: "Gözlerini haramdan sakın" kitabı.

Bilmeyenler için: GHS kitabının başkarakterleri tam olarak iki zıt kişiliktir. Biri sessiz diğeri hiç susmayan, biri ağırbaşlı diğeri heyecanlı, biri aşık diğeri daha ne olduğunu kendi bile anlayamamış, biri arsız biri mümin sjksjks

Kısacası kız çocuğun çevresinde pervane gibi dönüp durur bütün kitap. Sonra ne mi oldu? Birinci kitabın sonunda EVLENİRLER. 

İkinci kitap klişeleri zorlayarak yıkar. O mümin dediğim erkek öyle büyük bir hata yapar ki başrol kız aşık haliyle çocuğa BAĞIRIR, BAĞIRIR VE BAĞIRIR.

Ömer'e canını verebilecek kız şunu der: Ben Ömer'i bir kez kaybettim tekrar kaybedebilirim.

Betül çocuğu psikolojik olarak öldürür. Ben de sevinçten dört köşe olurum. Evet biraz sadistim.

İkinci örnekğim de bir web novel'den. Hintli bir arkadaşın kitabı. Severek okuyorum çünkü kitap bana shojo manganın yararlı hali gibi geliyor. KONU YOK, KARAKTERLER VAR, BİR DE DÜNYA BİR DE ALLAH. Bu tür romanlar yoğun olduğunuz dönemlerde sizlerin stresinizi alıp götürecek, sizi de bazen göklere çıkaracak bazense yerin dibine geçirecektir.

Geçen gün yeni bölüm güncellemesi ile zevkten dört köşe oldum. Çünkü sevmediğim başkarakter erkek artık bir ölü. Yani kızın beyninde Nihahahahha!

Olay: Anabya (Başrol kız ) gizli world dosyasını (Aslında günlüğü) Bir anda bilgisayarında bıraktığı yerden başka yere taşınmış halde bulur. Sinirlenir ve kimin ellediğini bulmaya çalışır. Annesi bilgisayarını hiç açmadığını ama komşularının bilgisayarı bozulduğu için ödünç verdiğini söyler. Kız da komşularına(Başrol erkek-Samaaz- ve kız kardeşi-Aaifa-) gider.Başrol erkeğin kız kardeşi ile konuşması:
Not: Aapi abla demek

.



THE SAME BROTHER WHO İS ABOUT TO GET KİLLED 😂

Devamı daha güzel. Anabya coşturuyor:

.


.


.


SHE BLOCEKED HİM😹 

İSTEYENLER İÇİN KİTAP LİNKİ: Blowed Over By The Broken

Hoşça Kalıın!
Not: Bu yazının yazılma amacı Temel ihtiyaç anlatma isteği yazısında gizilidir.


Yeppudaa'da azcık dolaştım. AŞIK OLDUM BU SAHNELERE!

 
 
 













9 Ocak 2017 Pazartesi

Türk'ün damla yağmuruyuz biz

2016 hepimiz için zor bir sene oldu.


Bosna'dayken Boşnak hocamızla pek çok kere Bosna ve Türkiye'nin durumunu konuştuk.
Bir kere arkadaşlardan biri hocaya Savaş zamanı nasıl yaşadıklarını sordu.
"Yaşanıyor" dedi.
Sonra Darbe girişimi oldu.
Şu hale döndük.

Maalesef gündem Temposunu hiç yavaşlatmadık. Gerçi gündem pek bizim elimizde değildi.

Türkiye olarak çok etkilendik. Ama Maaşallah ki hep bir arada olduk.
Bu nedenle tüm olumsuzluklara rağmen milletimi gerçekten çok sevdiğimi fark ettim.

Tüm 'milliyetçi olduğunu söyleyip ağızlarından Amerikayı düşürmeyen arkadaşlar'ımın aksine ben, gerçek milliyetçilerin kimler olduğunu anladım. En azından anladığımı düşünüyorum.

NOT: Buradaki türkçülüğü bir diğer uç olan kendisi icraat yapmayıp İsmail abi gibi hep atalarıyla övünen "Irkçı" bir milliyetçilik olarak alglamayınız çünkü bir süredir bu anlayıştan hiç haz duymuyorum. Bizim ifrat ve tefrit arasında düzgün bir yolu tutturmamız gerekiyor. Aynı ülkeyi paylaşmanın bilinciyle yaşamak benim savunduğum milliyetçilik.

Artık 2017'ye giriş içerikli bu yazının "Türk'ün damla yağmuruyuz biz!" şeklinde bir başlığa sahip olmasının nedenini açıklamalıyım.

2016'yı milliyetçiliği öğrenerek uğurladığımı sanan ben Kazaklardaki milliyetçiliği görüp utandım. Nedeni tam olarak bu.



KANALI DEĞİŞTİR!
MUTLU RANA COME BACK!


Muhtemelen hepiniz Kazakistanın diğer pek çok türkmen ülke gibi yakın bir zamanda oluşturulduğunu biliyorsunuzdur. Sizin için şu linkten kısa bir alıntı yapmak istedim:


Kazakistan Cumhuriyeti 1991 yılında siyasi haritalarda belirerek Avrasya'nın merkezinde konumlanmıştır. Kaynağı Türkçe olan Kazak kelimesinin anlamının "hür adam" olduğu düşünülmekte ve bu lakabın tarihsel olarak hürriyetlerine düşkün yörüklerden oluştuğu göz önüne alındığında yerinde bir tanımlama olduğu ortaya çıkmaktadır.

Gördüğünüz gibi Kazakistan kurulalı 30 sene olmadı ve ne yalan söyleyeyim bizden daha içli bizden daha bütünleyici bir şarkı(Artık bu türe ne desem bilemedim) yazmışlar, söylemişler.

Açıkçası Bayıldım! Hayran Kaldım! Özellikle 3. dinleyişten sonra müptelası olacağınıza garanti verebilirim. Denendi onaylandı [Oda arkadaşım İrem'de, hehehe]

Benzer bir grubun Rızamın Men adlı [Tr'si: Razıyım Ben] pop şarkısı var ki onun klibine gülmekten ölüyorum. İsteyenler için:





Galiba baştaki tweete bir şey daha eklemeliyim.
"Buna bin şükür. "

Bir de şunu:😹😹


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...