Bosna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bosna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2016 Pazar

Ask İsraels

Artık Dünya'nın neresinde bir çocuk ölse orası Gazze'dir 
Bir bebek bir yaşına girerken ağzında emzik değil, kurşun taşıyorsa orası gazzedir. 
Yağmur bir futbol sahasında çocuğun atacağı golleri yutmak için sırada beklerken, çocuğun çelimsiz vücudunu kurşun yağmurları yutuyorsa orası Gazze'dir. 
Çocuk bir varilin arkasına sığınmaya çalışırken kurşun önce saklanıp, çocuk kafasını uzattığı anda sobeliyorsa orası Gazze'dir. 
Artık Dünya'nın neresinde bir çocuk ölse orası Gazze'dir 
Gazze, çocukların öldüğü yerlerin adıdır bundan böyle. 
Bir çocuk sıtmayla, tüberkülozla, yüksek ateşle ve daha bilmem hangi hastalıkla ölürse ölsün, öldüğü yer neresi olaursa olsun, biz oraya Gazze diyeceğiz.
TARIK TUFAN 
Kitap ismi: "Bir Adam Girdi Şehre Koşarak 
( Yasin suresi-20)"

Geçenlerde okuduğum bir kitaptan alıntı ile başlamak istedim yazıma, 100 yıllık bir yarayla. Galiba bu yazıyı bugün yazmamın asıl nedeni 6. yılına girecek olan bir başka yara, bir başka ümmet coğrafyası: Halep.
Başka coğrafya fakat aynısından sipariş edilmiş gibi. Katliam.
21.yy teknoloji devrindeyiz derken ne demeye çalışıyoruz?
Ne bekliyoruz?
Saray Bosna'da, Avrupanın ortasında 20.yüzyılın son demlerinde 3 yıl süren bir soykırım oldu. Kimseden ses çıkmadı.Avrupa'da. Avrupa hani Avrupa.
Kimden ne istiyoruz ki. 


Neyse asıl konumuza dönelim. Yakınmanın, Kınamanın, lanetlemenin bir yararı yok. Bu Dünya'nın bizden acil olarak istediği şey çok çalışmak. 
Ben de sizlere bu yazımda anlatacağım yararlı bir Youtube kanalı ile faydalı olayım dedim.

ASK İSRAELS

Ask israels, 56.000 gibi kendinden beklenilenden çok daha az bir takipçi sayısına sahip olan, izleyicilerden gelen soruları israil halkına sorarak sokak ropörtajı niteliğinde videolar hazırlayan bir video kanalıdır.

Oluşması:
Kanalın sahibi yaptığı bir ropörtaj projesinde(tez gibi bir şey galiba) çektiği videoları youtube'a koyar, videolar yoğun ilgi görünce de kanal sahibi youtube'a yönelir ve daha fazla ropörtaj çekip  ASK İsraels kanalı oluşur.

Yani adam resmen milleti ile para kazanmaya başlamış. Bizdeki Orkun misali fakat daha tehlikelisi. 
Ne de olsa adamlar Dünya siyaseti yapıyorlar. 

Şimdi bu videoları neden beğeniyorum anlatayım:

  • Farklı bir dil, farlı bir din sizi karşılıyor.
  • Yıllarca itilip kakılmış bir tabaka var karşınızda ve içlerinden safları ayıklamaya çalışıyorsunuz. Fakat maalesef ki pek masum değiller.
  • İsrail halkını tanıyarak bu tür olaylara objektif bakabilmeye başlıyorsunuz.
  • İnsanların yetiştirilişinin beyin yapısına olan etkisini gözlemleyebiliyorsunuz.

Eğer filistinli olsaydınız ne yapardınız? 
Sizce hükümet nerede yanlış yapıyor?

Videolarında 2 farklı dil konuşuluyor: İbranice ve İngilizce. İbranice her yazının ingilizce çevirisi var bu nedenle rahatlıkla videoları anlayabiliyorsunuz. Maalesef ki henüz türkçe altyazılı videolara rastlamadım.



Kanal genelde haftada 1 yeni video yayınlıyor fakat zaten 3-5 videosunu izlerseniz diğerlerine bakmanıza gerek kalmıyor. Çünkü bir süre sonra toplumun özellikleri kendini tekrar etmeye başlıyor. Verilen cevaplar, konuşan insanlar, yaşantılar ve artık aşina olduğunuz ibranice.

Daha subjektif bir betimleme yaparsam:
Toplumun bağnazlığı, empati yoksunluğu, kini ve daha nice sayamadığım özellikleri.

Hayır hayır. Değişmelerini beklemiyorum. Ne de olsa halk aynı halk.
"Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Ra'd 11 -ayetin bir kısmı-) 
Böyle dedim diye videoları önyargılı bir şekilde izlemeyiniz. Çünkü ben olabildikçe objektif bir şekilde izledim. İzlerken en çok şaşkın suratım askıda kaldı. Bu suratı uzun süre yapmak insanı yoruyor. Şaşırmaya bile alışıyorsunuz.
Benden bu kadar. Şimdi de siz söyleyin bakalım en çok neye şaşırdınız.

27 Ekim 2016 Perşembe

Bosna'dan İstanbul'a Mektup

Bir mektup yazdım anneme, geç yazılmış ve asıl alıcısının annem olmadığı. Dil anlatımda bilmem kaçıncı defa işlediğimiz mektup konusu bir defa daha ödev olarak karşıma çıktı. Ama bu sefer ıkına sıkıla yazmadım; eğlendim, anımsadım, gülümsedim. Biliyor musun okuyucum, yazma ödevlerine tepkili bu insan eğlenerek bir yazı ödevi yapıyorsa bunun yegane sebebi sevgili blogudur.


Uzun lafın kısası Bosna'dan bir mektubum var okursan:

 Sevgili Anneciğim,

Nasılsın, İstanbul’da havalar nasıl? Yaz ayındayız, İstanbul’da güneşten başka ne olabilir ki! Taş çatlasa çiseleyen bir yağmurdur derdiniz.
Düne kadar burada da öyleydi. Sonra birdenbire kavurucu sıcak, yerini serin bir esintiye ve sırılsıklam eden bir yağmura bıraktı. Yağmurluğumu alacağımı belirterek  şemsiye teklifini geri çevirdiğime şimdi çok pişmanım.
Kızma anne. Ben sana dememiş miydim oralarda tek başıma olunca kendime bakacağım diye! Yağmurun geleceğini  fark edince üniversitenin kantininden olduka pahalıya bir şemsiye aldım. Umarım pahalı olması dayanıklı olmasından kaynaklıdır, aksi halde motif olarak basılmış üniversite amblemine o kadar KM(Bosna para birimi) vermiş olmama inan çok üzülürüm. KM demişken komik bir anım geldi aklıma:
Daha kimsecikler yokken yurdu ve okulu incelemek için epey bir vaktim oldu.  Bir ara akşam yemeğine inerken duyuru panosunda “İftar menüsü yalnızca 9 km’ye" şeklinde bir yazı gördüm. Hayret ettim. Bu insanlar ramazan zamanı oruç açmak için 9 kilometre yürümeye yalnızca diyor, bir de bunu tavsiye ediyorlardı. Uzun bir süre duyuruyu her görüşümde hayret ettim. Bosna’yı tanıdıkça gizemi çözmem uzun sürmedi. Aslında burada yazan km, kilometre anlamında değil, Bosna’nın para birimi olan km anlamında kullanılmış! Böylelikle her şey netleşti. 18 TL’ye bir iftar menüsü kesinlikle 9 kilometre yürümekten daha mantıklı ve rahatlatıcı.
Zaten o günden sonra çok geçmeden  kalabalık bir insan kafilesi yurda geldi. Herkesten önce gelmiş olduğum için gelenlere yolu ben gösteriyor, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda yardımlarına koşuyordum. O günden sonra bir süre yurt görevlisi olarak anıldım, halbuki ben de geleli 2 gün oluyordu!

İlk oda arkadaşlarım çok tatlı ablalardı. İlk diyorum çünkü üç dört gün sonra oda değiştirmek zorunda kaldım. Nedeni ne ben ne de oda arkadaşlarımdı. Nedeni yıllardı. Ablalar 94’lü bense 00’lıyım. Aramızda resmen bir nesil, yüzyıl farkı vardı. Bu yaş farkı nedeniyle ablalarla olan ilk konuşmamada çekindim, nasıl konuşmam gerektiği konusunda şüpheye düştüm.

“Fakat Elhamdülillah korktuğum gibi olmadı. Aksine çevrem genişledi ve o yaş grubundaki insanlarla nasıl konuşmam gerektiğini tecrübe ettim. Bu ablalarla bir arada kalırken onların Konya’dan İstanbul’a ilk defa Bosna uçağına binmek için geldiklerini öğrendim. Bu duruma o kadar şaşırdım ki ablaları daha yakından incelemeye başladım. Çünkü benim aksime onlar tam olarak bir Anadolu çocuğu, kızı ve vatandaşıydılar.

Devamında neler olduğunu tahmin etmen zor olmaz sanırım. Haftanın ilk günü erkenden ellişer dakikalık derslere başladık. İki hoca ikişer ders veriyor, konularda hızlıca ilerliyoruz. Bu arada müjdemi isterim, yerleşebileceğim en yüksek sınıfa yerleşmişim. Bu durum beni mutlu etmekten çok cesaretlendirdi. Sanırım insan en çok başardığında motive oluyor.

Hocalarımın ikiside bildiğimiz boşnaklara benzemiyor. Aslında kimseye benzemiyorlar. Kendilerine özgüler diyebilirim. Mesela sen hiç tek gözü mavi tek gözü kahverengi bir insana rasladın mı? Ben onunla tanıştım, güldüm, eğlendim!  

Aslında gezdiğim yerlerden de bahsetmek isterdim ama bence bugünlük bu kadarı yeterli. Hem onları da anlatsaydım çektiğim onca fotoğrafın bir değeri kalmazdı. En iyisi haftaya eve geldiğimde size güzel bir sunum yapmam olacak sanırım. Evdekilere selam söylüyor yanaklarından öpüyorum. Allah’a emanet olun!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...