Uzun lafın kısası Bosna'dan bir mektubum var okursan:
Sevgili Anneciğim,
Nasılsın, İstanbul’da havalar nasıl? Yaz ayındayız, İstanbul’da güneşten başka ne olabilir ki! Taş çatlasa çiseleyen bir yağmurdur derdiniz.
Düne kadar burada da öyleydi. Sonra birdenbire kavurucu sıcak, yerini serin bir esintiye ve sırılsıklam eden bir yağmura bıraktı. Yağmurluğumu alacağımı belirterek şemsiye teklifini geri çevirdiğime şimdi çok pişmanım.
Kızma anne. Ben sana dememiş miydim oralarda tek başıma olunca kendime bakacağım diye! Yağmurun geleceğini fark edince üniversitenin kantininden olduka pahalıya bir şemsiye aldım. Umarım pahalı olması dayanıklı olmasından kaynaklıdır, aksi halde motif olarak basılmış üniversite amblemine o kadar KM(Bosna para birimi) vermiş olmama inan çok üzülürüm. KM demişken komik bir anım geldi aklıma:
Daha kimsecikler yokken yurdu ve okulu incelemek için epey bir vaktim oldu. Bir ara akşam yemeğine inerken duyuru panosunda “İftar menüsü yalnızca 9 km’ye" şeklinde bir yazı gördüm. Hayret ettim. Bu insanlar ramazan zamanı oruç açmak için 9 kilometre yürümeye yalnızca diyor, bir de bunu tavsiye ediyorlardı. Uzun bir süre duyuruyu her görüşümde hayret ettim. Bosna’yı tanıdıkça gizemi çözmem uzun sürmedi. Aslında burada yazan km, kilometre anlamında değil, Bosna’nın para birimi olan km anlamında kullanılmış! Böylelikle her şey netleşti. 18 TL’ye bir iftar menüsü kesinlikle 9 kilometre yürümekten daha mantıklı ve rahatlatıcı.
Zaten o günden sonra çok geçmeden kalabalık bir insan kafilesi yurda geldi. Herkesten önce gelmiş olduğum için gelenlere yolu ben gösteriyor, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda yardımlarına koşuyordum. O günden sonra bir süre yurt görevlisi olarak anıldım, halbuki ben de geleli 2 gün oluyordu!
İlk oda arkadaşlarım çok tatlı ablalardı. İlk diyorum çünkü üç dört gün sonra oda değiştirmek zorunda kaldım. Nedeni ne ben ne de oda arkadaşlarımdı. Nedeni yıllardı. Ablalar 94’lü bense 00’lıyım. Aramızda resmen bir nesil, yüzyıl farkı vardı. Bu yaş farkı nedeniyle ablalarla olan ilk konuşmamada çekindim, nasıl konuşmam gerektiği konusunda şüpheye düştüm.
“Fakat Elhamdülillah korktuğum gibi olmadı. Aksine çevrem genişledi ve o yaş grubundaki insanlarla nasıl konuşmam gerektiğini tecrübe ettim. Bu ablalarla bir arada kalırken onların Konya’dan İstanbul’a ilk defa Bosna uçağına binmek için geldiklerini öğrendim. Bu duruma o kadar şaşırdım ki ablaları daha yakından incelemeye başladım. Çünkü benim aksime onlar tam olarak bir Anadolu çocuğu, kızı ve vatandaşıydılar.
Devamında neler olduğunu tahmin etmen zor olmaz sanırım. Haftanın ilk günü erkenden ellişer dakikalık derslere başladık. İki hoca ikişer ders veriyor, konularda hızlıca ilerliyoruz. Bu arada müjdemi isterim, yerleşebileceğim en yüksek sınıfa yerleşmişim. Bu durum beni mutlu etmekten çok cesaretlendirdi. Sanırım insan en çok başardığında motive oluyor.
Hocalarımın ikiside bildiğimiz boşnaklara benzemiyor. Aslında kimseye benzemiyorlar. Kendilerine özgüler diyebilirim. Mesela sen hiç tek gözü mavi tek gözü kahverengi bir insana rasladın mı? Ben onunla tanıştım, güldüm, eğlendim!
Aslında gezdiğim yerlerden de bahsetmek isterdim ama bence bugünlük bu kadarı yeterli. Hem onları da anlatsaydım çektiğim onca fotoğrafın bir değeri kalmazdı. En iyisi haftaya eve geldiğimde size güzel bir sunum yapmam olacak sanırım. Evdekilere selam söylüyor yanaklarından öpüyorum. Allah’a emanet olun!
