Aslında bu mektubu başka zaman yayınlayacaktım ama sanırım şimdi tam vakti #FİLİSTİNGÜÇLÜKAL!
Sevgili Kudüs,
(MERVE ÇİRİŞOĞLU'NDAN)
Sevgili Kudüs,
Son zamanlarda İsrail havalimanında gibiyim. Bilinçsizce bekletiliyorum, ulaşamıyorum sana. Sorular soruluyor, cevap verirsem susturulacağım. Belki de bu yüzden yazamadım ilk anda sana. Ne sana ne de Filistin sokaklarına. Affet beni, affet.
Sen kanlanınca her yer kan gölüne döndü diyorlar. Etrafıma bakmaya çalışıyorum, sonra hemen çocukluktan kalma bir refleksle gözlerimi kapatıyorum. Beni kan tutuyor. Evet evet, bu yüzden.
Dünya savaşı haritalarının değişim özelliğini taşıyan tek yer Filistin sanki. Günden güne sessizce siliniyor yazılar, siliniyor sınırlar, siliniyor insanlar. Geriye kalan tek şey Kudüs ve ben onu göremiyorum!
Gözlerini kapa, dedi annem. Hayal et, dedi. Tabelalardaki nefret söylemlerini değil, sokaklardaki ümit dolu duvar yazılarını hayal et. Milyonlarca liraya evlerini terk etmeyen, koca yürekli Kudüs insanlarını hayal et. Mescidi Aksa’nın yanındaki Kubbet-üs Sahra'nın altın sarısı kubbesinin güneş gibi seni aydınlatmasına izin ver.
Gözlerimi kapadım. Caddelerin bile din ile anıldığı bu labirent misali sokaklarda, kendimi çıkmazda buldum. Acımasız olduklarını bile bile Yahudi sokaklarına giriyorum anne. Burada insanlar nefreti erdem, intikamı üç öğün yenen bir yemek sanıyorlar.
Kadın askerler geliyor yanıma. Durdurdukları, sorguladıkları insanlara yaptıkları yargısız infaz ile şiddeti, aslında en çok bana yapıyorlar. Korkuyorum.
Neler oluyor böyle! Soykırımlar unutulursa tekrar edecekti, unutturmadılar fakat bizzat kendileri tekrar ettiriyorlar!
Yıllardır okuduğum kitapları, izlediğim filmleri düşünüyorum. Ya Rabbim, bu insanlar Almanya’nın kamplarında toplu halde kıyıma uğrayanlar olamaz! Olsaydılar kıymazlardı bunca cana. Kıymamalıydılar. Tabi ya, insan çabuk unutan günahkâr bir varlıktır. Şimdi anlıyorum, mazlum Yahudi edebiyatının bittiği yermiş İsrail. Yahudi filmlerine, siyonistlerin güçlü silahlarına döktüğüm her gözyaşı için şimdi çok pişmanım.
Vurulmuşum kollarımdan silahlarıyla. Kırık kolumu saracak gücü bile kendimde bulamıyorum. Halbuki o gücü bir bulabilsem, elime bir kalem de ben alabilsem, direneceğim onlara karşı. Bir şiir, bir film, bir fotoğraf… Meğerse dünyanın en güçlü silahlarıymış.
Bir şeyler yapmalıyım! Yapmalıyım ama kendimi iş çıkışı gereksiz kontrollerden geçirilen Filistinli gibi hissediyorum. Ben kırılmıyorum, hayallerim kırılıyor. Ne yaparsam yapayım maaşımın ancak üçte birini vereceklermiş gibi hissediyorum.
Allah’tan ümit kesilmez!
Allah yürü ya kulum, diyor. Bense emeklemeden koşmayı, yaşamadan cennet'i istiyorum. Allah’ım ilk önce beni ıslah et!
Ey Kudüs! Geçmişte Mekke’ye uzaktın, mabedinin adı Mescid-i Aksa oldu. Şimdi birkaç saate varabileceğim kadar yakınsın fakat seni yakın diye nitelendiremiyorum. Hayır, bu uzaklık aramızdaki dağlardan değil, bilinçsiz kalmış gönlümden bahsediyorum!
Müslümanların ilk kıblesi dedim, peygamberimizin Miraç’a yükseldiği yer dedim fakat sana evim diyemedim. Eğer evim demiş olsaydım selam sabah vermeden, elinde masum insanların kanıyla kapından girenlere en çok tepkiyi benim göstermem gerekirdi. Yapmadım, yapamadım… Affet beni Allah'ım, affet! Kanla savunulmuş sokaklara giremiyorum. Bir şeyler yapmadıkça buna kendimi layık hissetmiyorum.
Ey Kudüs! Bir gün Allah’ın izniyle güçlü bir kalemle Mescid-i Aksa’da iki rekat namaz kılacağım! O zaman beni ne bir korku alacak ne de bir ümitsizlik. Ve savaş bittiğinde İslam aleminin sessizliğini değil birleşmiş bir ümmetin varlığını hatırlayacaksın!
Kalbinin kilidini Kudüs’e teslim etmişlerden biri…
Filistin ile ilgili başka yazılarım için:
ASK İSRAELS
Filistin ile ilgili başka yazılarım için:
ASK İSRAELS

