7 Aralık 2015 Pazartesi

Gap Dong

Balıkçı düğümü, saklı ceset ve her seferinde farklı bir DNA'ya ait iz.
Evet, yine bir Gap Dong vakası.


20 yıl önce çeşitli cinayetler işleyen Gap Dong'un yeniden seri cinayetlere başlaması ile bütün polisler gerilir. En çok gerilense eski gap dong olarak sorguya giderken ölen adamın dedektif oğlu ha mu yeol'dur. Gap Dong'u yakalamaya and içmişken işin içine bir de sahte gap dong girince olaylar nasıl gelişecek izleyip öğrenin!
Karakterler bunlar. Başrol kız haricindeki hepsi süper!
Kız da fena değil.
İki defa başlamak için yeltenip ikisinde de bıraktığım bir diziydi. Taa ki 2. bölümünden başlamayı akıl edinceye kadar B) Yine zeka fışkırıyorum muhahaaha!

Tabii ki başta olayları tam anlayamadım ama beni çeken bir gizem, bir cool cucuk ve bir adet dedektilik rolüne tam oturmuş OSKA vardı. (OSka Secret garden'dan :)



Bir de güzel olduğuna sonunda karar verebildiğim kim ji yeon. Heirs'tan sonra gerçek manada nefret ettiğim ilk aktris ünvanını almaya hak kazanmıştı fakat bu dizide birden gönlümü fethetti. Nasıl oldu ben de anlayamadım...

5 Aralık 2015 Cumartesi

Yazılıya girmek mi büyük marifet yoksa alacağın puanı yiğitlikle kucaklamak mı?

Üstümden yedi yazılılı bir tır geçti. Ah pardon hafta demek istemiştim -.-

Fark ettiyseniz baya uzun bir süredir yazamıyorum. Bunun bir sebebi yurda gitmem olsa da büyük sebebi yukarıda bahsettiğim yazılılar. Ama çok şükür bitti. Peki ne kadarı?

Neredeyse bütünü bitmiş olsa da haftanın son günü yavaş yavaş puanlarımızın açıklanmaya başlamasıyla bir şeyi gözden kaçırdığımı fark ettim:

Yazılıya girmek büyük marifet değilmiş asıl marifet alacağın puanı yiğitlikle kucaklamakmış.

Yani daha yolun yarısı duruyor. En tehlikeli olan.

Not: Daha çok çocukluk travmalarımdan bahsettiğim bir yazı olacaktır.

Not 2: Lütfen başarı algımı eleştirmeyin biraz da benim bakış açımdan düşünün ^^ 50 alan bir insan için 70 güzelken hep 90'larda alan bir insan için 80 kötü bir nottur. Bunu da unutmamanız dileğiyle iyi okumalar...

21 Kasım 2015 Cumartesi

Zeze / IU

Zeze'yi bilir misiniz?

Hani şu Yoksul bir ailenin oğlu olan 5 yaşındaki o müthiş hayal gücüne sahip çocuğu.. hani şeker portakalını kaybetmiş o küçük cocuğu...

Evet o benim en sevdiğim kitaplardan birinin, şeker portakalı kitabının ana karakteri :) Bir aralar kitaptan o kadar etkilenmiştim ki, her elime geçtiğinde belli kısımlarını tekrar tekrar okur ve ağlardım. Okumanız tavsiye edilir!
Peki IU ne alaka?

Benim de yeni edindiğim bilgiye göre IU yaklaşık 1 hafta önce yeni albüm çıkarmış. Şarkılardan birinin adı da Zezé. Açıkçası şarkı ismini ilk gördüğümde şeker portakalındaki karakter olabileceği aklıma gelmişti ama üzerinde durmamıştım. Sonradan  okuduğum skandal yazıları ile anladım neler olduğunu...

Sanırım 2 hafta önceki yazımla IU ya nazar değdirdim.

Öncelikle şarkıyı dinleyin.

14 Kasım 2015 Cumartesi

Psikopat...Hayır hayır biraz kötü.

Selam! Bugün yeni yaşadığım bir olayı sizlere anlatacağım. Baya saçma bir olay. Anahtar kelimeleriyse; Kötülük, sinir bozucu, erkek kore dizi izleyicisi?! ve biraz kötü. O zaman anlatmaya başlayayım.


Sabah, -bir nevi felsefe dersi olan- bilgi kuramı dersinde 1957 yapım filmin sonunu izleyeceğimiz için mutluydum. Dersten hemen önce kantinden aldığım çikolatalı poğaça ve Capri sun'ımı içiyordum.

This is capri sun.
 Sonra yanıma dün arkadaşımı teselli amaçlı girdiği bir odada dedikodusu yapılan, hakkında herkesin sevmediği, gelen geçene küfreden veya zarar vermeye çalışan çocuk olarak bilinen okulun sondan 3.sü çocuk hızlı hareketlerle capri sun'ıma dokundu ve geri çekildi.


Neler olduğunu anlamaya çalışırken çocuğa amacın ne bakışları attım ve capri sun'ı elime alarak içmeye başladım.

Bu da delik...
 İçmez olaymışım. Ben sıktıkça delinen capri sun masaya dökülmeye başladı. Koşarak çöpün yanına gittim. Olayı anlayan yunoka ve teselli etmeye gittiğim arkadaş kahkahalara boğuldular. Gerizekalı bense hala capri sun'ın nasıl bu zamana kadar dökülmediğini de şimdi döküldüğünü çözmeye çalışıyordum.

Sonra yanımdan o çocuk geçti. Gülüyor ve bir eliyle elindeki raptiyeyi gösteriyordu. O anda jeton düştü ve ben refleksen çocuğun ayağına tekme atmaya çalıştım olmayınca da son çare,

"Sen böyle devam et! Arkandan neler neler konuşuluyor haberin yok. Emin ol ki hiçbiri iyi şeyler değil." dedim.

Arkasına baktı ve sınıfına girdi.

7 Kasım 2015 Cumartesi

Beynine bir kez hava deymeye görsün/ Rapor

Her hafta 1 kitap bitirmeye çalışıyor olmama karşın, bloguma kitap yorumlarını yazmayacak kadar üşengecim. Fakat bu kitap beni o kadar derinden etkiledi ki, biyoloji hocasının 3 sayfalık raporunu 6 ya çıkaracak kadar çok yazıp bu kitabı tanıtmak istetti. Eee blog ne güne duruyor ben de burdan düşüncelerimi anlatırım^^

Beynine bir kez hava deymeye görsün kitabı, bir beyin ve sinir hastaları cerrahının olağanüstü yaşamını konu alıyor. Ve bu hikayedeki herkes GERÇEK! Ana karakterse yazar!

Eskiden izlediğim kore dizilerinden (doctor stranger, good doctor vb.) veya dinlediğim korkunç yaşanmışlıklardan dolayı cerrahlık, beynimde "küçük bir hata sonucu ölüm"le özdeşleşmişti. Sonra bu kitabı okudum ve fikirlerim 180 derece değişti...

Bu kitap bana cerrah olduğum takdirde hatam sonucu insanların öleceğini değil, başarım sonucu insanların yaşayacağını anlattı, kanıtladı.

Bununla birlikte yazarın, "Başarısızlığın başarıdan daha güçlü bir eğiticidir. Tek bir ölüm beyin cerrahının ruh halini, elli kurtarışın yapamayacağı kadar büyük bir etkiyle biçimlendirir." sözü de cerrahlığın ciddiyetini açıklar nitelikte. Çünkü cerrahlık "kibirli bir meslek" olmasına rağmen, "kolay olsaydı herkes yapardı" diyebileceğimiz kadar meşakkatlidir. Sonuçta işin ucu, ölüme kadar varıyor.

Cerrahlar "kimsenin görmek istemeyeceklerini görür", halk tarafından yüceltilmesine karşın, üstü tarafından:"Çok şey öğrenmek için buradayım dediğinde, hayır kölem olmak için burdasın" cümlesini duyacak kadar ezilir ve yaptığı en ufak hata sonucu "Suç ve ceza" romanındaki Rakolnikov'un halet-i ruhiyesine bürünebilecek kadar derinden etkilenebilir.


Cerrahlık ciddi sonuçlar doğuran bir yapıda olmasından dolayı ciddiyetin hakim olduğu bir meslektir. Fakat bana göre yazar, en sempatik ve duygusal olağanüstü cerrah olmaya aday. Bu da  kitabı daha sevilesi kılarken okuyucuya rahat bir ortam sağlıyor.

Peki bu kanıya nasıl vardım? 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...