Bu 15 gün meydan okuma da neyin nesi?
Hemen cevaplayayım! Kendi kendime sahalara geri dönmek için yaptığım bir meydan okuma. Yeniden klavyeleri ağlatabilmek ve buralarda yokken izlediğim incileri sizlere duyurabilmek için bunu yapmam gerekti.
Bu meydan okumanın 4 temel yapı taşı var:
1- Değinmek istediğim önemli bir konu hakkında samimi duygularım
2- İzlemeye değer film/dizi önerisi (Günün film önerisi)
3-Okumaya değer kitap önerisi (Günün kitap önerisi)
4- Yapmaya değer bir aktivite
Öyleyse 21 ocak tarihindeki #1.si başlasın!
#1 Hayata dair
İstanbullu olanlar bilir, İstanbul'un ilçeleri kocaman bir ülkenin uzaktaki illeri kadar alakasız olabilir bazen. Hatta bazen aynı ilçenin içerisinde bile kendini küçük bir ülkede gibi hissedersin. Bu ilçelerden belki de en meşhuru FATİH ilçesi.
Üniversiteyi Fatih'te kazandığımda bu yeri keşfetmenin 6 ayımı alacağını bilmiyordum. Her yerinde otobüs durağı olan bu ilçenin bazen 10 dakikalık mesafeyi toplu taşıma adı altında 1 saatlik tur gezisine çevirebileceğini de yeni öğrendim.
Çapa - Şehremini kısmının tam bir sağlık merkezi olduğunu, Balat'ın aslında hiç turistsever bir yer olmadığını(daha doğrusu turistik bir yer olmadığını), Haseki ve Yusufpaşa tramvaylarının olması gerekenden fazla yakın olup insanları nerede inmeleri konusunda şüpheye düşürdüğünü, Fatih çarşısında Cuma vakitleri dini hassasiyeti olmayan mağazaların bile dükkanlarını kapattığını, Vatan caddesinin bir yaya geçidi için fazla büyük olduğunu, Aksaray'ın camisinin güzelliğini, İstanbul üniversitesinin iki tramvay durağını da kapsayacak kadar büyük olduğunu, Ayasofya'nın akşam 4'te kapandığını ve en önemlisi de 18 yaş üstüne ücretli olduğunu bilmiyordum.
Muhtemelen daha keşfedecek çok şeyim var. Ama şimdilik geriye dönüp baktığımda bu kadar bilginin tecrübelerle kazanılan değerli şeyler olduğunu düşünüyorum.
Bir şey daha var ama bunu nasıl dile getirmem gerektiğini bilmiyorum. Biraz hassas bir konu. En azından benim ve bizzat tanıştığım güzel insanlar için. O konu Mülteciler hakkında.
Evet, her yerde "SURİYELİLER" evet bazen toplum içinde bağırarak konuşabiliyorlar. Evet bit Türk'ün omzuna çarptıklarında aldıkları aşırı tepkiyle sinirlenebiliyorlar. Evet, dükkanlarında 3 arapken arapça konuşuyor ve içeri giren Türk'ün bunu duyunca sinirleneceğini akıl edemeyebiliyorlar. Evet, diğer amerikan, alman ya da bir çinli turist gibi Türklere göre fonetik konuşmuyorlar. Çünkü diğerlerinin gürültülü konuşmaları şarkı söylemek gibi onların bağırış çağırışları toplumu HİÇ rahatsız etmiyor. Evet, Aksaray metro ile Yusufpaşa tramvayı arasından geçerken insan gece vakti korkuyor. Çünkü arkadaşlar uyarıyor"orada çok fazlalarmış." Kimler uzaylılar mı? diyesi geliyor insanın. Evet onlar niye buradalar? Niye savaşta değiller? Tabi ki eşlerini her yeri ayrı "güvenlikli" ülkemize emanet edip savaşın ön saflarında şehit düşebilirlerdi. Onlarsa burada, içleri kan ağlarken gülüşüyorlar. Bir anlam veremiyorum. Adam dediğin ölür ve tabi ki aileleri burada yalnızken onları bırakıp gider.
Hem onların burada kardeşleri yok. Biz farklı kültürden farklı ırktan insanlarız.
Ama hani Müslümanlar kardeşti? Doğru ya, bu ülke kendine müslümandı.
Yazdıklarımın tamamından mesulüm. Bu nedenle şu açıklamayı yapmalıyım. İroninin dibini yapmak bazen güldürmüyormuş. Yazdıklarımın tamamına yakınını bazı insanlar savundukları şeylerin saçmalığını görsün diye yazdım. Ve en sondaki yıkıcı cümlem de asla bir nefret söylemi değil aksine olmadığına inandığım bir tutumdur.
Çünkü ben bu ülkede pek çok güzel insan tanıdım.
![]() |
| Kızılay'ın programı |
Böylece anladım ki tek zeki biz değilmişiz. Bazı zekiler aynı zamanda akıllıymış. Savaşta kaybedilen insanlar için harekete geçmişler. Ne güzel insanlar bunlar.
#Günün Filmi: BARAN
Geçenlerde Yıldız Ramazanoğlu adında bir gazeteci yazar ile tanışma fırsatım oldu. Bu hanımefendi konuşması esnasında Mecit Mecidi adında bir yönetmenin Baran adındaki olağanüstü filminin tüm hollywood dünyasının ağzını açık bıraktığını söyledi. Not defterime filmin ismini not aldım ama aslında hafızama yazmışım haberim yok. Çünkü o gün o kağıdı seminer yerinde unuttum. Ama filmin ismi hala zihnimde ilk duyduğumdaki kadar tazeydi.
İzledim.
İzlerken ürperdim. Filmin görüntü kalitesi çok iyi olduğu için değil(aksine kalite 1970ler gibi). Ya da olaylar karmaşık ve zekice hazırlanmış olduğundan değil. Ben sadece kendime şaşırdım. Filmin sonunu aşırı merak etsem de ilerletmiyordum. Çünkü filmi izlerken bir sonraki sahneden çok korkuyordum. Ne olacağını kestiremiyor, sanki gerçek hayattaki gibi kadere iman ediyordum.
Bu film neyi mi anlatıyor?
Afganistanı Suriyeye, İranı Türkiyeye denkleştirirsek ayıp mı ederiz?
#Yapmayadeğer
Sizin de sürekli polemiklerden bahsedip huzuru bozan akrabalarınız varsa işte gelsin önerim! Vampir köylü oynayın! Böylece oyuncular yetişkin havasından çıkıp 4-6 yaş oyun çocuklarına dönüşebilsin ve oyun arkadaşlarının da kendileri kadar zeki ve kendileri kadar çok düşünen değerli insanlar olduklarını fark edebilsinler.Olur da anneanneniz gece oldu dediğinizde vampir olmadığı halde gözlerini açarsa da sinirlenmeyin. Ya da doktor teyzenize doktor rolü kurada çıkarsa gülmenizi bastırmak için çok kendinizi tutmayın. Çünkü illaki gülen olacaktır :D Gülün geçin. Birkaç elden sonra olur da bu oyunun tutkunu olurlarsa oyuna yavaşça son verin. Sonra oyunlar ciddiye alınır oyun lmaktan çıkar Allah korusun.
Bu ne komik bir yaşama dair oldu! Neyse asıl komik olanı bunun yaşanmış olması!







