27 Ocak 2019 Pazar

6 #15DAYSCHALLENGE

#Hayata dair

Bir araba kazasında ölmek 1 saniye sürerken Kanserden ölmek 1 yıl bilemedim 1 ay sürüyor.

Sizce hangisi daha iyi bir ölüm?

Ölümün iyisi mi olurmuş demeyin. Bu ikisi arasında büyük bir fark var.

Öleceğini bilerek mi ölmek? Yoksa son kez sevdiklerine elveda diyerek mi ölmek?

İki zor şey arasından birini seçsek herhalde hepimiz kanseri seçerdik.
(Ağrıya toleransımız düşük değilse tabi)

İşte bu nedenle ben Kansere iyi tarafından da bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Allah herhangi bir sebeple 2 saniyede canımızı alabilecekken belki de bize acımıştır. Belki imanımızı daha da kuvvetlendirelim istemiştir.

Bilemeyiz. Savaşmaya devam ederken bunu düşünüp (u)mutlu olmayı öğrenmemiz gerekir.

Bildiğimden değil. Hatta umarım kimse böyle bir şeyle karşı karşıya kalmaz. 

Fakat elimizdekilerin nimetini fark etmeliyiz. Şükretmeliyiz. Aldığımız nefese dahi.

Çünkü nefes alabiliyorsak ümit var demektir.

Son olarak sevdiğim bir alıntı:




#Günün dizisi: Time

İlgili resim

Aslında bu dizi benim tamamını izlediğim bir dizi değil. Hatta 14 bölümün yarısını bile izlemedim. Ama en önemli yerlerini izledim ve çok etkilendim. Pişmanlığa imanın insana neler yaptırabileceği harika anlatılmıştı.

Dizi, yakın zamanda öleceğini öğrenen bir adamın (Kim Jung-Hyun), hayatının son günlerinde, her şeyini ortaya koyarak hayatını mahvettiği kadına (Seohyun) yardım etmeye çalışmasını konu almaktadır.

Diziyi bu kadar etkili yapan kesinlikle oyunculardı. Özellikle Girls generationdan tanıdığım ama o zamana kadarhiç sevemediğim Seohyun'un buz karakteri tüyleri diken diken edecek kadar iyiydi. Ona  soğukluk kesinlikle yakışıyor.

Bundan öte asıl yıldızımız Jung Hyun'du. Tek kelimeyle mükemmel oynadı. Ablamla bazen bölümü durdurup ne kadar gerçekçi bir sahneydi böyle dediğimiz oldu. Çünkü zanaat için yapılan kore dizilerinde sanatsal bir değer pek az bulunurdu. 

Time bunlardan biriydi.

Şimdi bomba haberi veriyim. Kanser rolünü canlandıran Jung Hyuk dizinin ilerleyen bölümlerinde setten ayrılmak zorunda kaldı. Nedeni ise kendisinin uzun zamandır uyku problemi çekmesiydi. İşte o zaman anladık bu diziyi bu kadar iyi yapan buydu. Gerçekten gerçek olmasıydı.

Fakat bu durum diziye pahalıya mal oldu. 16 bölümlük dizi 14'e düşürüldü. Resmen harcadılar diziyi. Zaten korelilere bazen hayret ediyorum. Harika dizileri hiç izlemeyip saçma kalitesiz şeylerle vakit kaybediyorlar. 

KISACASI BU DİZİYE YAZIK OLDU.

Yine de sonuna kadar ortalamanın çok üstünde bir dramdı. Karakterler hep iş yaptılar hiç abartı ağlamadılar. Bu da dizinin beni en çok çeken yönüydü sanırım.

İzlemenizi öneririm.

Not: Kore tarihinin en dram dizisi olarak anılan Secret Love'ın senaristinin elinden çıkmıştır.

Yapmaya değer

Tanımadığın bir insanla oturup sohbet etmek,

Tıpkı bir kitap okumak gibi hissettirir.

Yaşamadığın bir hayatı dinliyor, üzüldüklerine üzülüyor, sevindiklerine seviniyorsun.

Evet evet bu tıpkı kitap okumak gibi.

Dikkat gerektiren ama aynı zamanda kitap okumaktan daha aktif bir şey.

Çünkü sohbetin dümeni senin elinde! 

25 Ocak 2019 Cuma

5 #15DAYSCHALLENGE

#Yapmaya değer

Komediyi amaçlamadan aşşırı komik olan bir şey izleyin! Böylece o haftanızı güzelleştirin!

İşte size örnek: AH KALBİM! Ahhh Kalbiim. (Kanal 7'nin haftasonu dizisi)

Her haftasonu ablamla oturur Ah kalbim'in yeni bölümünü izlemeye çalışırız. Bunun için uğraşırız çünkü izlerken izleyicinin önce beynini bir kenara koyması gerekiyor. Haliyle alışmak için bir süre  geçmesi gerekiyor. :D 

İlgili resim

Dizide bazen  kadar saçmalayabiliyorlar ki ablamla senaryoda ne olacağını kestiremez hale geliyoruz. Bu da bizi izlemeye teşvik ediyor. Senaryosu asla bir kore dizisi gibi tahmin edilebilir değil. Her an her şey olabilir. Mesela soyguna gelen kötü adamlar göründükleri ilk sahnede silahlarını düşürebilirler. Bunun çok normal bir şey olduğuna da sizi ikna edebilirler. Çünkü saçma anlarda çok normalmiş gibi davranan bir sürü karakter var ortada!

NOT: DİZİNİN HİÇBİR SANATSAL DEĞERİ YOKTUR. TEK İŞLEVİ İNSANDAKİ DALGA GEÇME İHTİYACINI KARŞILAMASI. (Ah kalbim made my week)

Benzer bir özelliği 60'ların Türk filmlerinde de görebilirsiniz. "Senin annen bir melekti" derken ne kadar ciddiler, değil mi? Fakat bu deyiş şimdi bize ne kadar komik geliyor.

En iyisi ben size gülmekten öleceğiniz bir türk filmi önereyim.

#Günün Filmi: Ayşecik canımın içi

Bu film bir seri filmiymiş. Serilerin senaryolarını ayşecik rolündeki Zeynep Değirmencioğlu'nun babası yazmış. Ayşecik de her seride farklı bir ünlü Türk filmi başrolünün kızı olmuş ve sözde dramatik filmler çekmişler.

Bana sorarsanız tam bir komedi bunlar!

Nasıl mı?

Sizi filmin 16.19. dakikasını izlemeye davet ediyorum.

Formalite icabı filmin konusunu da yazıyım: Eski bir dolandırıcıyla, çok sevdiği kızının dramatik öyküsü.


(Kısa bilgilendirme, adam kumarbazın tekidir. Yıllar önce yatılı okula bıraktığı kızının vekaletini kızın dayısına satarak kumar borcunu ödemeye karar verir. Bu sırada yıllardan sonra kızıyla karşılaşır.)
-Herhalde buraya kızınızı görmeye geldiniz değil mi amcacığım? (Sanki küçük kız sokaktan geçen tüm amcalara bu soruyu sorarmış gibi!)                      
-Ne-? Ah evet.
-Kızınız kim bilir ne kadar sevinmiştir. (Küçük bir kız elin adamıyla böyle nasıl konuşuyor ya büyümüş de küçülmüş sanki :'D                                                         -Bilmem.
-Hiç sevinmez olur mu!? Ben daha o zevki tatmadım. Ama bir gün babam gelince ben de o saadeti yaşayacağım. (Muhabbete bak!).
.
.
-Kızınızın kim olduğunu öğrenmek istemiyorum kıskanabilirim onu. Ama ona çok talihli bir kız olduğunu söyleyebilirsiniz. Çünkü sizin gibi bir babası var. (Ne iyiliğini gördün adamın!? iyi olması için baba olması yetti mi?)
(Bu sırada dayı gelir. Parayı getirmiştir. Baba şöyle bir bakar ve çeki yırtıp atar.)
-Bu kız değil 100.000 liraya, bir milyona bile verilmez. (SANKİ DAYI ZORLA KIZI ELİNDEN ALIYOR!)

Şimdi bile ne kadar eğlendim bilemezsiniz. Siz de isterseniz izler gülersiniz. Ama fazla izlemeyin sonr babacığım kelimeleri nostaljikleşiyor, hayırlar nayır oluyor.

İyi seyirler!

#Hayata dair

Hala daha çok hastayım. Gece gece şu yazıyı yazıyorum ya helal bana. En iyisi bir hadisle bitireyim sözlerimi böylece hayata dair de konuşmuş olurum B)


“Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”

Görüyorsunuz giderek yazılar kısalsa da şimdi Allah var her gün yazıyorum!

Kalın sağlıcakla!

24 Ocak 2019 Perşembe

4 #15DAYSCHALLENGE

#Challenge Hakkında

Neden blog yazıyorsun diye soranlar oluyor bazen. Onlara "söylemek istediğim çok şey var" diyorum. Yaşadığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum güzel ya da değerli şeyleri başkalarıyla-sizlerle- paylaşmak istiyorum. Böylece aslında ben de sözlerimi  bomboş bir sayfada yazarken tartabiliyorum. Eksiklikleri, nedenleri, sebepleri, sonuçları kafamda toparlayabiliyorum.

Fakat son günlerde yapmış olduğum bu challenge yüzünden sanki anlatacak hiçbir şeyim yokmuş gibi hissediyorum. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Gelse bile bu istek anlatmak istediğim şeyi ilk düşündüğüm zaman hissettiğimdeki kadar kuvvetli olmuyor. Yani aslında ben o isteği geciktirdikçe onun bendeki değeri azalıyor ve zaten ben o konuyu artık iyi hatırlayamıyorum. Bu şekilde olunca ben istekli ve samimi olamıyorum bu da yazının normalden daha kötü olmasına sebep oluyor.

Challenge'ın bu şekilde devam ediyor olması beni zorluyor. Ama sorun değil. Ben zaten zamanında yazılan yazının değerini kendime anlatmak için yaptım bu challenge'ı. Bu 15 günün sonunda kendi kendime önemli bir ders vermiş olacağım inşallah.

İşte anladın Rana. Anlatılacak olan ancak anlatılınca kalıcı olur. Yoksa söz uçar gider.

Blog neden yazılır'a yeni cevabım: Yıllarımın öylece akıp gitmesine izin vermemek için.

#Hayata dair

Lise sonun başlarında okulumuzda bir oylama oldu. Bu oylama topluca alınacak bir eşyanın görüntüsüyle ilgiliydi. Olayı tamamen anlatmayacağım fakat anlamanız için örnek vermem gerekirse "Okul anısı olacak çantanın üzerine "BizTürk'üz" yazısının konup konmaması ile ilgili bir şey gibiydi. Yani okulla alakası olmayan bir yazıyı çantaya koyacak olmaları dönemde soru işareti yaratmıştı. Yani evet Türk'üz ama bunu biz seçmedik. Hem de bunun lisemiz ile ne ilgisi var?

Sonuç olarak bence çantada varlığı oldukça gereksiz bir şeydi.
Fakat herkes yazı tarzını çok beğenmiş olacak ki çok büyük bir çoğunluk yazının kalmasında diretiyor istemeyenlerin nasıl böyle bir şeyi istemediğine sinirleniyorlardı.

Ben o istemeyenlerden biriydim. Bunu söylerken çekinmiyordum çünkü gerekçelerim mantıklıydı ve demokratik bir ülkede yaşıyoruz değil mi?

Sonra oylama için sınıf geldiler. Sınıfta toplam 35-36 kişiydik. Oylamayı yapan arkadaş:
-Bu yazıyı istemeyen var mı? diye sordu.

Bu söyleme tarzı istemeyenleri dışlamaya yönelik önemli bir hareketti.

Tüm sınıfın gözleri önünde 4 kişi el kaldırdık. Kötü bir histi. Toplumdan aykırı bir davranış sergiliyordum. Zaten beklenenden az kişi kaldırmıştı çünkü teke tek görüştüğüm birkaç arkadaşım sınıfta oylama yapılırsa el kaldırmayacağını söylemişti. Öyle de yaptılar.

Teneffüste başka sınıflarda durumun ne olduğunu sordum. Benimle aynı fikirde olduğunu sandığım biricik EN yakın arkadaşlarıma sınıflarından kaç kişinin istemediğini sordum.

Sınıflarından kimsenin el kaldırmadığını söylediler.

Sizin dışınızda mı? diye sordum.

-Biz de kaldırmadık ki. Zaten azınlıktaydık. Kaybedeceğimin belli olduğu bir oylamada sessiz kalmayı tercih ederim.

O gün kendimi hayatımda hiç olmadığım kadar kötü hissetmiştim. İlk kez aldatılmıştım. Son sınıf olmanın getirdiği stresle olayı ben mi büyütmüştüm yoksa gerçekten üzülmeye değen bir konu muydu hala bilmiyorum.

Ama güven dediğimiz şeyin benim için ne kadar önemli bir şey olduğunu o zaman daha iyi anladım.

Bir de Kapalı oylama ve açık sayımın önemini.

Çünkü bu yapılan şey 1958lerde yaşıyormuşuz izlenimi verdi bana. (Açık oylama)

İlgili resim

#Günün Filmi: Ucitelka (The teacher)

Bu filmi daha önce duymadığınıza iddiaya girerim. Hatta bu filmin yapıldığı ülke hakkında da pek bir şey bilmiyorsunuzdur muhtemelen. Bunu sizi kışkırtmak için söylemiyorum. Ben bilmiyordum, Slovenya'nın geçmişte kominist bir ülke olduğunu ve dillerinin bu kadar ilginç olduğunu.

 Bu film 1982 Slovenya'sında ( O dönemin Çekoslavakya'sı) yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor. Sıradan bir sınıfa yeni gelen sıradışı bir sınıf öğretmeninin öğrencilerde yarattığı etki ve sonucunda yaşanan kaosu.

Anlatım tarzı Avrupa soğukluğunda. Avrupa soğukluğu: Yaşananların hiçbirinin karakterleri güldürmemesi fakat izleyiciyi çok güldürmesi. Yani film ironiden beslenen bir başyapıt (bence).

Konuyu biraz daha anlatmam gerekirse, bu hocamız öğrencilerin notlarını verme ayağına velilere ayak işlerini yaptırıyor. Bu sisteme ayak uyduramayan velilerin çocukları da "aptal" öğrenci oluyor.

Buyrun fragman: (Bu arada ben televizyonda izlemiştim yani dublaj da gerçekten iyiydi etkiyi daha kolay hissettim.)

Filmi izledikten sonra yeniden buraya uğrayacaklar için:

SPOİ! Filmin sonu size de anlattığım olayla çok benzer gelmedi mi? Açık bir oylamada gösterilemeyen cesaretin kapalı oylamada nasıl cesurca gösterilebildiğinin en güzel örneğiydi bu film. Benim için etkileyici bir filmdi. Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Yorumlarınızı bekliyorum.

En sevdiğim clipi buraya ekliyorum:

23 Ocak 2019 Çarşamba

3 #15DAYSCHALLENGE



#Yapmaya değer

Hayatınızda çıkan fırsatları değerlendirin!

Hiç ilginiz olmayan bir dil kursu mu açıldı? Ona gitmek yerine evde sıkılarak oturacak mısınız? Gidin!

Ben öyle yaptım. İşaret diline hiçbir ilgim yokken işaret dili kursuna gittim. Kursun genel amacı doktor adaylarına işitme engelli insanlara hizmet verirken yardımcı olmaktı. Ama ben bunun yanında çok güzel insanlarla tanıştım.

İşaret dili hocamıza siz diyordum.

Öğrendim ki 18 yaşındaymış

Bu dili bir kursta öğrendi sanıyordum.

Ana dili işaret diliymiş. 
Hayır kendisi işitme engelli değil. Ebeveynleri işitme engelli. 
Ama tabi ki bebeklikte iletişimleri işaretlerle başlamış.
Hatta sırf bu yüzden 4-5 yaşına geldiğinde diğer çocuklarla işaret diliyle iletişim kuruyor bu çocuk demişler ve onu anneannesinin yanına göndermişler :)

İşaret dili kursunda bu dili öğrenirken insanların bu işarete neyi düşünerek anlam yükledikleri üzerine topluca kafa yoruyoruz. Mesela işaret dilinde kötü, şaka, oyun hep benzer işaret dilleriyle gözteriliyor. Bunun da gırgır şamatası hep sürüyor :D

Bu kursta hayata dair güzel şeyler de öğrendim. Hocamızın babasının tek başına avrupa turuna çıktığını ve 3 ay boyunca hiç kaybolmadan yaşadığını öğrenmek beni derinden sarstı.

Sizce de insanın yabancı dilden  önce beden dili ile anlaşmayı öğrenmesi gerektiğinin en güzel kanıtı değil mi?

Valla saygı duydum. 

Bu da böyle kısa bir hatırlatma olarak dursun. Gelecekte okur yine etkilenirim.

#Günün Filmi: BARFİ

Bu hayata dairler ile filmleri benzer konularda seçiyorum, güzel oluyor bence. 

İlgili resim

İşte şimdi ölmeden önce bu filmi izleyin diyebilirim. 
Çünkü bu filmi izlerken genellikle gülümser çoğunlukla mutluluktan ağlarsınız. 
Size bu etkiyi yapacak başka filminiz varsa yorumlara beklerim.
Çünkü böyle bir etkileyicilik nadir bulunur.

Bu filmi izlemişseniz de sizinle paylaşacak önemli bir şeyim var. Filmin ilk yarısını klişe bulanlar olarak ikinci yarısı şaşkınlıktan filme hayran olanlar olarak burada mıyız??

İkinci yarı beni o kadar şaşırttı ki, film yapımcılarına gıpta ile baktım.

Bir kore filminde asla olmayacak kadar güzel bir sondu.

Bir amerikan filminde gerçekleşmeyecek kadar masum bir aşktı.

Bir türk filminde olamayacak kadar kaliteli esprilerdi.

Ba fiii!

barfi gif ile ilgili görsel sonucu


#Hayata dair

Bugün sabahtan beri hastalıkla boğuşuyorum. Bu nedenle tüm günü gözden geçirince günün bir rüya kadar bulutlu ve hızlı geçtiğini fark ediyorum. Size anlatacağım yaşanmış hiçbir şeyim aklımda yok. 

Bu durum super junior'un Weekly İdol random dance'ında Donghea'nin 2.34 dakikasında "BU ŞARKI BİZİM ŞARKIMIZ MI demesi kadar ironik.


22 Ocak 2019 Salı

2 #15DAYSCHALLENGE

#Yapmayadeğer

Bir büyüğünüze instagram hesabı açın!

Sen de mi Brütüs demeyin. Dayıların facebook'u işgalinden, Whatsappta yayın yapan anneannelerden ben de sizin kadar muzdaribim. Fakat ya böyle olmasaydı. Şu hayatta yüz yüze görüşmeden başka haber alma imkanı olmayan büyükleriniz olsaydı, onlar için üzülmez miydiniz? Çünkü yaşlılarımız için çağımızın teknolojisine ayak uydurmak artık telefon kullanmak değil. Daha ötesinde bir şey. Mesela facebook'tan yeğenler grubu açmak ya da instagramı kiracısının gözetlemek için tutmak. Whatsapptan cuma mesajı atmak ama bunu herkese tek tek göndererek değil, tek mesajla gruplara iletmek. Hayat onlar için ne kadar kolaylaşırdı değil mi?

Şimdi bir kez de benim açımdan düşünün, çok sevdiğiniz bir halanız olsun. Galerisinde milyonlarca harika manzara fotoğrafıyla yaşasın. Sizin öyle galeriniz olsa fotoğrafçı diye dükkan açarsınız ama o bir hesapta bile bu fotoğrafları paylaşmasın ve yalnızca eşe dosta bak buralara gittik diye göstersin. 

Hangi yeğen buna göz yumabilirdi ki.
Ben yumamadım.
Açtım bir hesap.

Çok da güzel oldu. 

İsterseniz Vurun beni! Ama şunu bilin ki yine olsa yine yapardım.


#Günün Filmi: Normal bir insan gibi yaşamak

İlgili resim

Bu filmi ölmeden önce izleyin diyemem. Tam tersi yaşarken, yaşamın tam depresif modundayken açın ve izleyin. Bu arada çok bir şey de beklemeyin. Çünkü beklerseniz o kahkahayı hiç atamayabilirsiniz. Fakat hiçbir beklentisiz izlerseniz sizi gülmekten ağlatabilir.

İlginç bulduğum bir ayrıntı: Başroldeki kız bu filmin hem yazarı hem yönetmeni.



#Hayata dair

 Bugün güzel bir ted konuşması izledim. Sizin de izlemenizi öneririm.



Konuşma çok çalışıldığı belliydi. Biraz da bu nedenledir ki başarılı bir konuşmaydı. Ne bir Iı-ı lama ne bir duraksama vardı. 19 dakika olması insanı biraz yordu fakat adam hayatını anlattı bir zahmet yorulalım değil mi?
Yer yer şaşırttı. Nükteli espriler, yerinde laf atmalar hoştu.
Yorumlarda biri şöyle yazmış:
Özer Bey'i Tolgshow'da neden konuşturmadıkları belli oldu. Adam ekmeğinden edermiş insanları.
Bu tarz yorumlara hak verdim gerçekten.

Fakat beni en çok etkileyen şey şu oldu:

- Bir tepsi börek ile bir müzisyen arasındaki farkı söyleyebilir misiniz?

-Biri 4 kişilik bir aileyi doyurur fakat diğerinin bazı günler doyuramadığı olabilir.

Ef sa ne
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...