31 Ocak 2019 Perşembe

11 #15DAYSCHALLENGE

Hayata dair

Benim annem eczacı. Eczacı çocukları iki şeyi çok iyi bilir.

1. Eczaneci dersen eczacı ebeveynin sana çok kızacağını.
2. Eczanenin eczacı çocukları için bir uzun süreli bekleme salonu olduğunu ve küçüklüklerinin orada geçtiğini.

Biz 3 kardeş de eczanenin arkasında küçük odada büyüdük. Okuldan gelince hemen eve gidemezdik çünkü annemin işleri vardı. İşlerini bitirir öyle eve geçerdik. O zamana kadar bakkaldan aldığımız yiyeceklerle oyalanır, tüplü televizyondan çizgi film izlerdik. Fakat bakkala kimin gideceği hep bir tartışma konusu olurdu.

Aslında bunun nedeni o bakkalın sahibinin karanlık yüzüydü. Çok sonra bir sürü kötü olay oldu ve bakkal kapandı. Herneyse magazini bir kenara bırakalım.

Bana sorarsanız bu çekinme durumu her insanda az çok olur. Sonuçta ilk kez gördüğümüz bir insana isteğimizi, derdimizi kısa bir süre zarfında anlatmamız gerekiyor. Ya beklenilen cevabı alamazsam diye insan ister istemez düşünüyor.

Kabul bunu bakkaldan alacağın bir çikolata için düşünmek çok saçma. Ama işte 7 yaşında bir çocuk da o kadar mantıklı davranamıyor.

Yapmaya değer

Yıllar sonra bu çekinmeler üst üste binerek hayatımı zorlaştırmaya başlayınca buna bir dur demeye karar verdim. Bunu yaparken de asla kamera karşısında yapamadığım rol yeteneğimi kullandım. Hem eğlendim hem öğrendim. Neyi soracağımı, nasıl bir başlangıç yapacağımı ve aldığım yanıta nasıl bir cevap vererek seviyeyi hep istenilen yerde tutacağımı...

Bunu yaparken iki önemli şeyi kullandım: İlki alacağım tepkinin bana dönük yüzünün aslında hiç o kadar büyük bir etki olmadığını.

1- Olay: Bir mağazaya girip hoşuma giden bir kıyafet için indirim talep ettiğimde 3 şekilde karşılanabilirim:

  • Mağaza sahibi çok seviyeli bir şekilde bunun olamayacağını/olabileceğini söyler.
  • Mağaza sahibi fazla samimi davranarak nükteli bir şekilde beni reddeder/onaylar.
  • Mağaza sahibi beni tersleyerek-kaba bir şekilde- yaptığım şeyin absürt olduğunu söyler.
En çok korktuğumuz seçenek 3.sü değil mi?
Peki ama öyle bir tepkiyle karşılaşırsak hayatımızda ne değişir.
  1. Bir kere o günkü modumuzda bir düşüş yaşanır.
  2. Tecrübe sonucu bir daha bunu yapmamaya karar verebiliriz.
  3. Bu kendimize güvenimizin biraz azaldığını hissetmemize neden olabilir
  4. O kıyafeti çok beğensek de almaktan vazgeçebiliriz.
Peki şey, bu sonuçların hepsi aslında sadece bizim üzerimizde bir etki bıraktı değil mi? Siz üzüldünüz, siz karar değiştirdiniz, siz mental olarak yoruldunuz. Yani eğer biz bu etkilere karşı koyabilseydik bu kötü etkilerin hepsi ortadan kalkardı. Yani her şey aslında beynimizde bitiyor. Üzülmek de sevinmek de. Ben bunu fark edince en önemli beyin yanılsamasını kullandım. Ödülle mutlu olabilmenin tüm üzüntülerimi alıp götürebileceği methodunu.

Bir oyun olsa bu konuşma. Tabi bu oyunun kurallarını da ben koysam. Üç seçenek de bana oyunu kazandırsa. Yani bu oyunu kazanabilmem için sadece bu konuşmayı başlatabilecek cesareti göstermem yetse?

Oyunumu yeniden bir örnekle anlatacağım.
Mesela o mağazaya girme nedeniniz elbisenin fiyatını sormak olmasa da içeridekilerin size vereceği tepkileri ölçmek olsa? Böylece karşınızdaki size 3. seçenekteki cevabı verse bile bu hayatınızda neyi değiştirmiş olur ki?

  1. Bir kere araştırmanıza yeni bir bilgi girmiş oldu. 
  2. Yeni gelen veri ile konuşmanıza karşı aldığınız tepkileri inceleyebilme fırsatınız doğdu!
  3. Kendinize güveniniz yine azaldı mı? Bence kendinizle gurur duymalısınız! Yeni bir bilgi edindiniz ve bunun için yaptığınız tek şey soru sormaktı. 
Araştırmaya devam! Hem bakarsınız belki kendinizi soru sorma biçiminde o kadar geliştirirsiniz ki, istatistikler bir anda 1 ve 2 seçeneklerine döner. Çünkü hitabetiniz karşınızdakinin konuşma tarzını da  etkiler. Masa tenisi oynamak gibi düşünün. Karşınızdaki hep yanlış şekilde topu atarsa oynamakta ne kadar zorlanırsınız. Fakat eğer siz ona düzgünce vurabileceği şekilde atarsanız oyun bir anda yumuşar. Karşıdaki de şöyle düşünür: Ne kadar iyi oynuyorum.

Ve sahne sonlanır.

Kes-tik. 

ssjksj

Günün kısa filmi: Siyah Şemsiyeli kadın 

Bu filmi yaklaşık bir saat önce televizyonda izledim. TRT OKUL'da yayınlanan "kısa film akademisi"   programına katılan bir konuğun filmiydi. Kısa filmden buraya yazabileceğim kadar etkilendim. İzleyin izlettirin.
Hatta bölümü de buraya koyayım.
Bölümün son 10 dakikasından filmi izleyebilirsiniz.


30 Ocak 2019 Çarşamba

10 #15DAYSCHALLENGE



Günün filmi: Hindi medium

Sistemi eleştirebilecek kadar cesur medyalar hep sorunların gerçekten çok büyük olduğu yerlerden çıkıyor. 1.4 milyarlık nüfus ve oturmamış bir sistem... Burası Hindistan. Sınıflar arası geçişin en zor olduğu ülkelerden biri.

Geçtiğimiz dönem aldığım sağlık sosyolojisi seçmeli dersinde en mutlu ülkelerin sınıflar arası geçişe en çok olanak tanıyan ülkeler olduğunu öğrendim. -Sınıflar arası geçişten kasıt fakir bir ailenin  çocuğunun devlet desteği ile doktor, öğretmen, mühendis gibi prestijli meslek gruplarına geçebilmesidir-. Bu da böyle iliştirilmiş bir not olsun. Eee onca dersi boşa mı gördük!

Hindi Medium da bu sorunlarla en kolay yoldan baş edebilecek seviyede bir ailenin, olmayacak sebeplerden dolayı çocuklarını prestijli bir okula gönderirken yaşadıkları zorluğu anlatıyor. Uzun lafın kısası, Zengin okuluna zengin kontenjanınından başvuru yapılamıyor çünkü 6 yaş kontenjanı 6 sene önce dolmuş görünüyor!

Peki bu aile kızlarını nasıl o okula yazdırmayı başarabilecekler?

hindi medium ile ilgili görsel sonucu

Film farklı bir ülkede geçtiğinden olsa gerek belli bir dereceye kadar anlatılan her şeye olabilir gözüyle bakıyorum. Maymun, kadının çantasını mı çaldı? Ee orası hindistan orada böyle şeyler olurmuş. Prestijli okullara gönderim yaşı 6'dan mı başlıyormuş? Olabilir sonuçta 1.4 milyar insan arasından çocuğun sıyrılması için bu gerekiyor olabilir.

Ama bu bizim ülkemiz için böyle değildir herhalde? Tanıdığım pek çok başarılı arkadaşım anaokuluna bile gitmemiş. Demek ki Türkiye bu kadar yarışmacı değil.

Böyle sanıyordum, ta ki bir tanıdığımdan şunları duyana kadar...

Hayata dair

Ünlü bir üniversitenin prestijli bir anaokulunda bazı katı kurallar varmış:

  • Mesela her çocuk yaşı ne olursa olsun (3-4-5-6) tuvalete yardım almadan gitmek zorundadır.
  • Eğer üstünü aşını ıslatırsa bu durumla kendi başına baş etmelidir.
  • Tüm programlara zamanında uyum göstermelidir.
  • Asla zor kıyafetler (prenses elbisesi gibi) giymemeli okulun verdiği tarzda eşofmanlar giymelidir.
  • Bu kurallara uyum gösteremeyen çocukların velisi aranarak veliye göz dağı verilecektir.
  • İkinci dil olarak verilen ingilizce eğitimi sırasında hiçbir çocuk türkçe konuşmamalı.
Altı çizili olarak yazdığım şeyler bana sorarsanız iyi çalışmayan bir anaokulunun kuralsızlıktan ve disiplinsizlikten yaptığı olumsuz şeylerken bu "Prestijli okul" bu kolaylığı "disiplin" adı altında oldukça yüksek bir meblağda satışa sunmuş.

Başarılı mı başarılı.

Welcome to TURKİ Medium

Duyduklarımdan iki şeyi saptadım: zenginlerin, şımarmış çocukları dize getirme yöntemi olarak bakımını kendisi yapmak zorunda olan bir çocuğa hayatın verdiği ders yöntemini kullanıyor olduğunu ve Türkiye'de okumuş ailelerin çocuklarını eğitim sistemindeki yarışa sokma yaşının 4 yaş olduğunu.

Hayatı giderek daha çok zorlaştırıyoruz. Sanırım herkesin tek isteği var, çocuklarının kendilerinin olduğu seviyeye -profesörlüğe- doğduklarında ulaşmaları.

Zavallı çocuklar. Keşke bu eğitim ters tepmese... Keşke erkenden ingilizce renkleri öğrenen çocuklara white pilav geliyor denerek ders tekrarı yaptırılmasa. Keşke böyle büyüyen çocuklar "İngilizce konuşma!" diye bağırarak tepki göstermese.

Neyse bu gerçekleri değil şimdilik sanallarını izleyelim. Hindi Medium'u ölmeden önce izleyin derim. Kim bilir belki bir gün çocuğunuzu prestijli bir okula yazdırmak istersiniz...

Yapmaya değer

Yaşıtınız olmayan bir ortamda çocuklarla kanka olun. Böylece aslında otomatik olarak çocukların anneleriyle de kanka oluyorsunuz. Sonra çocuk ve annenin yaşını toplayıp ikiye bölün. Aa yaşınız çıktı.

Bu benim akrabalarla iletişim formülüm. Yaşıt yoksa yaşıt oluştururuz :)

9 #15DAYSCHALLENGE



Hayata dair

Lisede yatılı kalırken oda arkadaşım çok esprili bir insandı. Çoğunlukla hayali bir mikrofon tutuyormuşçasına havaya girer odamızda bir topluluğun oluşmasını sağlardı. Ben bu yeteneğine hayran olurdum.
Sonra bir konuşması esnasında bize babasının yaptığı birkaç espriyi anlattı. Onunkilere acayip benziyordu. Yani arkadaşımın babası da böyle esprili biriydi. O zaman komik olmasının nedeni genleri miydi? Hayır değildi, bunu hepimiz fark ettik.

Ben bunu hayatımagiren nükteli insanlar sayesinde kolayca fark ettim. Onları gözlemlerken 2 şeyi fark ettim.

1: Bu yetenekleri doğuştan değildi ama doğumuyla çok yakın ilişkiliydi. Yaşadıkları çevre ve insanlar onu bu hale getirmişti.

2: Bu insanlar aslında hayatın ciddiye alınmasa da ilerlediğini iyi anlamış insanlardı. Dert edinmeye ne gerek vardı gülüp geçilecekken!

Ben de o zamanlar onlardan bu iki önemli şeyi öğrendim. Belki ben böyle bir ortamda büyümemiştim ama böyle bir ortamda yaşayabilme fırsatı elde etmiştim. Sanırım ben bu yaşama uyum gösterirken nükteli yaşam da beni sevdi. Beraber birkaç şey fark ettik:

Şakanın gergin ortamlar için bir ilaç olduğunu,

Kimsenin kötü espri yaptığı için ölmediğini,

Şakanın hastane dışında hiçbir yerde kötü olmadığını,

ve daha pek çok şeyi.

Bunları öğrendikten sonra Hint filmlerini izledim. Hint filmleri de tıpkı Yeşilçam gibiydi. Bir oğlanın bir kızı bu kadar kayıtsızca sevebiliyordu. Seyirci bunu başta yadırgıyor bir neden arıyordu ama bir süre sonra seyirci de bunu kabul edip filmi izlemeye devam ediyordu.Yalnız bir fark var Türk filmlerinin sonları hep hüzünlü biterken Hintileler filmlerini dansla sürdürmeyi seviyordu. Hintliler dramı türkler kadar sevmiyor demek ki.

Böyle filmler bana çok düşünmeden hayatını yaşayan insanların nadiren de olsa kaldığı inancını veriyor. Kimsenin başkalarının küçük hareketlerine takılmadığı, dudak bükmesine darılmadığı, küçük olaylardan büyük anlamlar çıkarmadığı aslında her şeyin ilkel düzeyde yaşandığı bir hayat.

Pek benlik değil açıkçası. Biz düşünen varlıklarız. Hem doğruyu söylemek gerekirse bu tarz senaryolar  sinemanın gelişmediğinin göstergesidir.

Peki ben neden bunu sevdim?
Hayatıma nasıl uygulayabilirim?
Bunu neden uygulamalıyım?
Bu soruların cevapları hep aşağıda, şu yapmaya değer bölüm yazısının altında!

Yapmaya değer

Neden ihtiyaç var?

Çünkü tıpkı nükteli yaşama sırlarında olduğu gibi fark ettim ki hayatta zararı faydasından çok olan bazı düşünceleri hayatından silip atarsan, işte o zaman hayat daha çekilebilir bir yer oluyor. Bu aynı şey gibi, Büyük iş adamlarının dolaplarında yalnızca bir takım kıyafetin olması ve her sabah onu giymesi gibi. 

NO NEED TO THİNK ABOUT İT.

Tabi ki her türlü kriteri silip atın demiyorum. Sadece bir arkadaşınızı, bir akrabanızı severken zorlanıyorsanız sizi zorlayan düşüncelerinizi çöpe atın ve sadece onun iyi yanlarını görün. 

Yaşamınız için de bir örnek vereyim: Eğer yanlış bir yola sapıp farklı bir yoldan gideceğiniz yere vardıysanız giden dakikaların size verdiği bilgiye iyi tarafından bakın: Yeni bir yol keşfettiniz!

Günün filmi: Bommarillu

Yukarıda anlattığım şeylere güzel bir örnek bu film. Hatta klişeleri içerisinde ayrılan bir başyapıt bile denebilir. Hayır ölmeden önce izleyin diyemem fakat eğer siz de filmlerde gösterilen insan ilişkilerinin fazla düz mantık olduğunu düşünüyor ve aslında karmaşık olan bu yapının göz ardı edildiğini düşünüyorsanız bu filmi izleyin.

BOMMARİLLU ile ilgili görsel sonucu

Bommarillu iki sene evvel izlediğim ilk Telugu filmiydi. Aşina olduğumuz Hintçe ingilizce karışımı yerine saf bambaşka bir dil konuşan hintlile karşılaşmak başta ilginç hissettirdi. Ama merak etmeyin hemen alışılıyor çünkü hint filmlerinin ortak paydası olan film müziklerine çekilen klipler dahil çoğu şey aynı.

Sıra geldi Bommarillunun klişelerden beslenen konusuna:

"Babama bisiklet almasını istedim ve ertesi gün babam bana motor aldı. "

Aşırı korumacı ve otoriter bir babanın tek oğlu olan Siddu evde uslu bir evlatken geceleri dışarıda içki içip babasına küfür eden isyankar bir gençtir. Babasının hayatı boyunca tüm kararlarını vermesinden bıkmıştır ve evleneceği kimseyi kendisi seçmeye karar verir.
Bu sırada çok farklı bir kızla tanışır ve ona ilk görüşte vurulur.

Ailesine söylediği yalanlar derken işler karışır. Film sizi alır bambaşka bir çatışmanın içine sokar. Bazen hayatınızı bazen kendinizi sorgularken ikilinin enerjisiyle film ilerler.

Bu filmi 2 sene evvel izlemiştim. Hala daha ablamla ara sıra Bommarillu filminin beklenenin aksine bizde ne kadar etki bıraktığını konuşuruz. Yani gerçekten izlemeye değer bir film.

NOT:
Çekim: Eski türk filmlerini andırıyor.
Senaryo:  Nükteli anlatımlı patlamalı duygu yüklü bir senaryo. İyi bir gözlemci yazmış o kesin.

Sonuç: Teknik ne kadar kötüyse film o kadar iyiydi.

Dediklerimin sayılı hali:

YAPIM YILI :2006

IMDB :8.3

29 Ocak 2019 Salı

8 #15DAYSCHALLENGE

Hayata Dair

Sıkı takipçilerim bilir. Küçüklükten başlayan bir satranç maceram var benim. 
Sanırım 7 yaşındayken satranç derslerinde bu oyunu öğrendim. Sonra hocamın desteğiyle haftada bir ikiz kardeşimle satranç kursuna kaldık. Ve turnuva hayatım başladı.

Ben satrancı o zamanlar bir oyun olarak görmüyordum. O benim için risk alınan bir dersti. Başarmalıydım. Yenilmeyi istemiyordum, kimse bunu istemez. Risksiz bir maç olsun kolayca yenebileyim istiyordum.

Ama işler böyle olmuyordu. Yenmeyi amaçlarken fark ediyordum ki ben aslında bazı maçlarda yenilsem de o maçta elimden geleni yaptığım için çok eğleniyordum hatta beleşe kazandığım bir maçtan bile daha çok...

Fakat bazı maçlar olurdu, salondan ilk ben çıkardım.
Yenilgiyle.
Hocam derdi ki, ben yenilmene kızmıyorum. Mücadele etmemiş olmana kızıyorum.

Sonrasında okul değiştirdim. Sırf "kızlar satranç takımında" oyuncu eksiği var diye zorla takıma sokuldum. Sonra istemediğim turnuvalara tanımadığım insanlarla gittim. Ama yine de ben o turnuva alanlarını çok sevdim.

Salondaki sessizliği, rakiplerin açıklandığı panonun çevresindeki kalabalığı, Yenmeyi, yenilmeyi...

Sonra yine okul değiştirdim. Bir sene boyunca hiç satranç kelimesi geçmedi hayatımda.

Ardından bir gün yeni okulumun koridorunda ilk satranç öğretmenimi gördüm, Erdem hocayı.

Küçükken hepimiz şimdikinden biraz daha çekingendik sanki. Hocaya görünmemek için sürekli yolumu değiştirdim. Hayır satranç oynamak istemediğimden değil, ne biliyim beni yanına çağıracak ve benimle maç yapacaktı. Tabiki yenilecektim sonuçta o bir hoca. Ama bilgi yarışmasına çıkıp en kolay soruda elenmek diye bir şey var, satrançtaki hata da böyle bir şey. İşte ben kendime güvenmiyordum.

Gerçekten korktuğum başıma geldi.

Hocayla buluştum ve yeniden kulübe alındım. Yeni turnuvalar yeni maçlar derken yeni bir şey eklendi: hayalkırıklığı...

Körelmiştim. Daha doğrusu yaşıtlarımın gerisinde kalmıştım ki bu  o zamanlar utanç verici bir şeydir. Çünkü bir yaş küçüğüne yeniliyorsun. Ezikçe bir şey mi demeli?

Ama Allah yardımcı oldu bu yolda hiç yalnız hissetmedim çünkü benim yaşıtım iki arkadaş daha takımdaydı. Evet onlar da bir yaş küçüklere yeniliyordu :D
(Aslında bizim alt dönemler fazla iyiydi. Bu nedenle biz onları artık rakip olarak değil takım arkadaşı olarak gördük.) 

Yine bir turnuva dönemi başladı. Takımımda benden başka kız yoktu.  Ben de biraz daha büyümüştüm artık. Onlarla takılırken kendimi fazlalık gibi hissettiğim zamanlar oluyordu bu yüzden elimden geldiğince onlarla dolaşmıyordum. (Şimdiki aklım olsa asla uzak durmam. Olayları yönetmekte daha etkin olurum)

Bu dönem de kazasız belasız geçti. Hatta bazen umduğumdan daha iyi geçti. Kızlarda ilde 9.oldum bir sefer. (Madalya vaad etmişlerdi ama vermediler...)

Sonra lisede uzun bir süre hiç oynamadım. Aslında matematik olimpiyatlarına katılırken bu geçmişimi bir referans olarak kullanmıştım ama satrançtan bahsetmek dışında bir şey yapmadım.

Sonra bir gün okul genelinde satranç turnuvası yapılacağı söylendi. Gündemime yeniden satranç girdi. Tabi ben bu işleri ciddiye alırım hemen antrenmanlara başladım. Bir uygulama inirdim ve yeniden oynamaya başladım. 

Turnuvada 3. oldum ve madalya kazandım.

Bunu hiç beklemiyordum.

O zaman dedim ki beni başarıya götüren bu oyunu ciddiye almamdı.

Çünkü satranç ciddi bir oyundur.

İşte tam olarak aslında burada bir hata yaptım. Bunu uzun zamandır da yapıyordum.  Fakat bunun farkında değildim. Bunu daha sonradan en yakın arkadaşımla bir maç yaptığımda fark ettim. 

Arkadaşım beni kolayca yendi. 

İşte ben o zaman o kadar kötü hissettim ki, o kadar duygularıma hakim olamaz oldum ki bu durum benim mantığımda bir sorun olduğunu fark etmemi sağladı.

Aslında satranç sadece bir oyundu.

İnsanların zaman geçirmek, beyin cimnastiği yapmak için buldukları bir oyun. Yalnızca eğlenmeli, gülüp geçmeliydim. Ama yok, benim bir geçmişim var ya ben elbet iyi bir sonuç almalıyım.

Hayır. Aslında hiçbir şey yapmak zorunda değildim. Yenilmek en doğal hakkımdı. Hem kaybetmek Dünyanın sonu mu!

İşte bunlar benim büyürken bana söylenilen her şeyi küçük dünyamda otorite olarak görmemden kaynaklı durumlardı. Hani ben bu oyunu bir ders olarak görüyordum ya, bunun nedeni bana hiçbir zaman bu oyunu oynamak zorunda olmadığımın söylenmemesi ve benim hiç ben bu işi yapmak istemiyorum demememdendi.

İşte biz küçük dünyamızdaki otoriteleri yıktığımızda büyümüş oluyoruz. Bunu 18 yaşımda fark ettim. Hayatımın merkezine beni koyduğumda her şey daha az ödev geldi.

Şu an hala daha satranç oynuyorum. LİCHESS adındaki bir uygulamadı ismim areyeney.

Ama şu an çok eğlenerek oynuyorum. Arada kendime sinirlendiğim oluyor ama kendimle barışmanın çözümünü de buluyorum. O seçeneği seçtiğim zaman kendimce nedenlerim oluyor ve ben kim milyoner olmak ister programındaymışçasına evet bu son kararım deyip hamlemi yapıyorum.

Kabul, satrancı hala ciddiye alıyorum.
Ama ben bunu yapmak istediğim için yapıyorum.

Günün filmi: Masum hamleler

masum hamleler ile ilgili görsel sonucu

Bu film epey eski bir film. Yayınlanma yılı 89 fakat ben ilk kez 7 yaşımda 2007'de izledim. Kulüpte hocamız izletmişti. O zaman filmden tek hatırladığım sahneler turnuva sahneleriydi. 

Yıllar sonra tekrar ve tekrar izleme şansı buldum. İlkinden çok daha fazla etkilendim. Çünkü bu duygular, mekanlar, sözcükler tanıdıktı. O çocuk ben değildim, hiçbir zaman o kadar iyi değildim. Ama bir şeyler bendendi. Bu yalnızca yetenekli bir çocuğun önündeki engelleri kolayca aşmasını anlatan bir film değildi. Öyle olsaydı muhtemelen beğenmezdim. Çünkü dünya bu değil. Sosyal hayatın etkileri insanlar üzerinde aşırı fazla. İnsanlar tükenebilir, zorlanabilir, en önemlisi hata yapabilir. 


Konusu: 7 yaşındaki bir çocuğun gösterdiği bir başarı sonucu üzerindeki baskının artması ve bunun sonucunda ailesi ve çevresinin olaylara verdikleri tepkilerle çocuğun şampiyonluğa yol alması.

(KONU KESİNLİKLE BU DEĞİL, ÇOK DAHA FAZLASI!)

Günün kitabı: Satranç


 Bugün bol satrançlı bir yazı yazdım. Yazmak istemeseydim bir kelime bile yazamazdım. Demek ki içimde kalan bir şeyler varmış. Bu da o zaman son şeyler olsun:

Aslında son zamanlarda satranç ismi olarak oyunundan daha popüler bir kitap bu. Nazi Almanyasında yaşayan ve muhalif olarak hayatına son veren Stefan Zweig'in okuduğum tek romanı.

Aslında kitabı lisede okumuştum. Kısa bir kitap olduğundandır 24 saat dolmadan kitap bitmişti. Başlarda olaya hakim olamasam da kitap bir anda beni tıpkı masum hamlelerde olduğu gibi tanıdık mekanlara götürdü. 

Bir insanın satranç tahtasıyla tek başına olduğu mekanlara. Turnuva ara günlerinde( turnuvalar 2-3 gün sürer ) bazen atın açmaza alınmasıyla uyandığım oluyordu. Bir işi yapacakken bunu tahta üzerinde düşünüyor ve yaptığım hamlenin neye sebep olabileceğini düşünüyordum.

Deli miyim ben ya!

Hayır bu aslında bana özgü değil, her şeyde böyle. Ablam üniversiteye hazırlanırken onu uyandırmaya geldiğim bir vakit uyku uyanıklık arası bana x'in  neden bulunamayacağını anlatmıştı. Bir insanın meşguliyeti neyse zihni de onunla doludur.

Fakat bunu olay örgüsünün içerisinde bu kadar etkili görmek beni çok heyecanlandırdı.

Okuyun okutturun. Kitap tam bir başyapıt !

Meydan okumamda sonunda bir kitap önerisi yaptın ya Aferin Rana!


#günün isyanı

Hani dün demiştim ya hastayken gezin eğlenin diye. 
Fikrimi değiştirdim.
Yapmayın.

Bugün Ankaraya termal bir otele geldik. (İlk kez kışın termal bir yere tatile geliyorum. ) Varmamıza yarım saat kala bir anda başıma ağrılar girdi. Ama ben hayatımda böyle bir ağrı yaşamamıştım.

Sinüzitin uçakta ağlayan bebek basıncından versyonuna denk geldik, iyi mi?!

Velhasıl siz direkt hasta olmamaya çalışın. 

Sağlıcakla kalın!

28 Ocak 2019 Pazartesi

7 #15DAYSCHALLANGE

Meydan okumayı yarılıyorum sonunda!Az kaldı Rana dayan!

Not: Bilgisayarı babam almış tabletten yazıyorum. Ancak yarın editleyebileceğim. Kusura bakmayın.

Hayata dair

Bugün ablamla youtube’da Takılırken 1 yıl önce müslüman olan Kanadalılar bir kızın videolarında artık makyaj yapmadığını gördük. Bu beni çok şaşırttı çünkü eski halini çok net hatırlıyorum kendisi bir anime bebeği gibiydi. Gül makyaj anormal büyüklükte gözler.

Açıkçası insanın ruh halinde şüphe ettirecek kadar korkunç bir görünümdü.

Sonra bir baktım ki başını örtmüş.

Yorumlarda onu seven sevmeyen herkes bunun onun yenihevesi olduğunu, kesin müslüman bir yabancıya aşık olup onun için din değiştirdiğini, dikkat çekmek için bu kadarının fazla olduğunu söylüyordu.

Zaman bizi yalanladı.

Bu kız müslüman olduktan sonra bir de evlilik görüşmesi yapıp hızlıca evlenmiş ona hiç değinmeyeceğim.

Ben bu süreçten anladım ki insan kararlıysa önüne kimse çıkamaz. İnsan kararlıysa küçük sorunlar teferruatta kalır. En baskın alışkanlıklar değiştirilir, karakter güçlenir bu süreçte.

Tebrikler @kanadajin3
Allah yolunu açık etsin.

Yapmaya değer

Tatilde olduğun zaman hastalık dinleme!

Yataktan kalkamıyorsan kalkma 13 saat uyu ama geri kalanında dışarıya çıkmayı unutma!

Çünkü insan dışarıdayken hayatın bir parçası olduğunu, ağrının başında olduğunu ama Dünyanın bunu hiç ama hiç umursamadı-ini fark ediyor.

Ee madem her gün akşama kadar geziyordun nasıl iyileşiyorsun?

Bunun cevabı biraz garip. Evet iyileşmiyorum ama sorun bakalım normalde iyileşebiliyor muyum! Ben böyleyim hastalıklar bana benden daha kolay adapte oluyor. Sürekli kılık değiştiriyorlar. Önce faranjit sonra sinüzit sonra burun tıkanıklığı sonra baş ağrısı insanın ee sonra diyesi geliyor.

Hiç iyileşmeyi beklemeyin yani.

Gezin eğlenin

Daha gençsiniz

Hem tatildeyiz tatilde :)


Günün dizi kesiti


Asla yalan dünya’yı sevemedim ama bu kesit çok iyiydi. Hem repliği de sağlam: 

-Tufan bey niye tedirgin oluyorsunuz kötü demedim sadece enterasan 
-Doktor bak şimdi hastalık söz konusu olunca enteresan olmayacaksın sıradan olacaksın. Bak şimdi sıradan soğuk algınlığı candır, mevsimsel grşp baş tacıdır. Düşen yapraklar gibi, yağan yağmur gibi gündelik hayatın cilvesi...Ama bir doktor hımm enteresan bir iki arkadaşımdan da fikir alıyım diyorsa ayvayı yedin aga…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...