25 Ocak 2019 Cuma

5 #15DAYSCHALLENGE

#Yapmaya değer

Komediyi amaçlamadan aşşırı komik olan bir şey izleyin! Böylece o haftanızı güzelleştirin!

İşte size örnek: AH KALBİM! Ahhh Kalbiim. (Kanal 7'nin haftasonu dizisi)

Her haftasonu ablamla oturur Ah kalbim'in yeni bölümünü izlemeye çalışırız. Bunun için uğraşırız çünkü izlerken izleyicinin önce beynini bir kenara koyması gerekiyor. Haliyle alışmak için bir süre  geçmesi gerekiyor. :D 

İlgili resim

Dizide bazen  kadar saçmalayabiliyorlar ki ablamla senaryoda ne olacağını kestiremez hale geliyoruz. Bu da bizi izlemeye teşvik ediyor. Senaryosu asla bir kore dizisi gibi tahmin edilebilir değil. Her an her şey olabilir. Mesela soyguna gelen kötü adamlar göründükleri ilk sahnede silahlarını düşürebilirler. Bunun çok normal bir şey olduğuna da sizi ikna edebilirler. Çünkü saçma anlarda çok normalmiş gibi davranan bir sürü karakter var ortada!

NOT: DİZİNİN HİÇBİR SANATSAL DEĞERİ YOKTUR. TEK İŞLEVİ İNSANDAKİ DALGA GEÇME İHTİYACINI KARŞILAMASI. (Ah kalbim made my week)

Benzer bir özelliği 60'ların Türk filmlerinde de görebilirsiniz. "Senin annen bir melekti" derken ne kadar ciddiler, değil mi? Fakat bu deyiş şimdi bize ne kadar komik geliyor.

En iyisi ben size gülmekten öleceğiniz bir türk filmi önereyim.

#Günün Filmi: Ayşecik canımın içi

Bu film bir seri filmiymiş. Serilerin senaryolarını ayşecik rolündeki Zeynep Değirmencioğlu'nun babası yazmış. Ayşecik de her seride farklı bir ünlü Türk filmi başrolünün kızı olmuş ve sözde dramatik filmler çekmişler.

Bana sorarsanız tam bir komedi bunlar!

Nasıl mı?

Sizi filmin 16.19. dakikasını izlemeye davet ediyorum.

Formalite icabı filmin konusunu da yazıyım: Eski bir dolandırıcıyla, çok sevdiği kızının dramatik öyküsü.


(Kısa bilgilendirme, adam kumarbazın tekidir. Yıllar önce yatılı okula bıraktığı kızının vekaletini kızın dayısına satarak kumar borcunu ödemeye karar verir. Bu sırada yıllardan sonra kızıyla karşılaşır.)
-Herhalde buraya kızınızı görmeye geldiniz değil mi amcacığım? (Sanki küçük kız sokaktan geçen tüm amcalara bu soruyu sorarmış gibi!)                      
-Ne-? Ah evet.
-Kızınız kim bilir ne kadar sevinmiştir. (Küçük bir kız elin adamıyla böyle nasıl konuşuyor ya büyümüş de küçülmüş sanki :'D                                                         -Bilmem.
-Hiç sevinmez olur mu!? Ben daha o zevki tatmadım. Ama bir gün babam gelince ben de o saadeti yaşayacağım. (Muhabbete bak!).
.
.
-Kızınızın kim olduğunu öğrenmek istemiyorum kıskanabilirim onu. Ama ona çok talihli bir kız olduğunu söyleyebilirsiniz. Çünkü sizin gibi bir babası var. (Ne iyiliğini gördün adamın!? iyi olması için baba olması yetti mi?)
(Bu sırada dayı gelir. Parayı getirmiştir. Baba şöyle bir bakar ve çeki yırtıp atar.)
-Bu kız değil 100.000 liraya, bir milyona bile verilmez. (SANKİ DAYI ZORLA KIZI ELİNDEN ALIYOR!)

Şimdi bile ne kadar eğlendim bilemezsiniz. Siz de isterseniz izler gülersiniz. Ama fazla izlemeyin sonr babacığım kelimeleri nostaljikleşiyor, hayırlar nayır oluyor.

İyi seyirler!

#Hayata dair

Hala daha çok hastayım. Gece gece şu yazıyı yazıyorum ya helal bana. En iyisi bir hadisle bitireyim sözlerimi böylece hayata dair de konuşmuş olurum B)


“Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”

Görüyorsunuz giderek yazılar kısalsa da şimdi Allah var her gün yazıyorum!

Kalın sağlıcakla!

24 Ocak 2019 Perşembe

4 #15DAYSCHALLENGE

#Challenge Hakkında

Neden blog yazıyorsun diye soranlar oluyor bazen. Onlara "söylemek istediğim çok şey var" diyorum. Yaşadığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum güzel ya da değerli şeyleri başkalarıyla-sizlerle- paylaşmak istiyorum. Böylece aslında ben de sözlerimi  bomboş bir sayfada yazarken tartabiliyorum. Eksiklikleri, nedenleri, sebepleri, sonuçları kafamda toparlayabiliyorum.

Fakat son günlerde yapmış olduğum bu challenge yüzünden sanki anlatacak hiçbir şeyim yokmuş gibi hissediyorum. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Gelse bile bu istek anlatmak istediğim şeyi ilk düşündüğüm zaman hissettiğimdeki kadar kuvvetli olmuyor. Yani aslında ben o isteği geciktirdikçe onun bendeki değeri azalıyor ve zaten ben o konuyu artık iyi hatırlayamıyorum. Bu şekilde olunca ben istekli ve samimi olamıyorum bu da yazının normalden daha kötü olmasına sebep oluyor.

Challenge'ın bu şekilde devam ediyor olması beni zorluyor. Ama sorun değil. Ben zaten zamanında yazılan yazının değerini kendime anlatmak için yaptım bu challenge'ı. Bu 15 günün sonunda kendi kendime önemli bir ders vermiş olacağım inşallah.

İşte anladın Rana. Anlatılacak olan ancak anlatılınca kalıcı olur. Yoksa söz uçar gider.

Blog neden yazılır'a yeni cevabım: Yıllarımın öylece akıp gitmesine izin vermemek için.

#Hayata dair

Lise sonun başlarında okulumuzda bir oylama oldu. Bu oylama topluca alınacak bir eşyanın görüntüsüyle ilgiliydi. Olayı tamamen anlatmayacağım fakat anlamanız için örnek vermem gerekirse "Okul anısı olacak çantanın üzerine "BizTürk'üz" yazısının konup konmaması ile ilgili bir şey gibiydi. Yani okulla alakası olmayan bir yazıyı çantaya koyacak olmaları dönemde soru işareti yaratmıştı. Yani evet Türk'üz ama bunu biz seçmedik. Hem de bunun lisemiz ile ne ilgisi var?

Sonuç olarak bence çantada varlığı oldukça gereksiz bir şeydi.
Fakat herkes yazı tarzını çok beğenmiş olacak ki çok büyük bir çoğunluk yazının kalmasında diretiyor istemeyenlerin nasıl böyle bir şeyi istemediğine sinirleniyorlardı.

Ben o istemeyenlerden biriydim. Bunu söylerken çekinmiyordum çünkü gerekçelerim mantıklıydı ve demokratik bir ülkede yaşıyoruz değil mi?

Sonra oylama için sınıf geldiler. Sınıfta toplam 35-36 kişiydik. Oylamayı yapan arkadaş:
-Bu yazıyı istemeyen var mı? diye sordu.

Bu söyleme tarzı istemeyenleri dışlamaya yönelik önemli bir hareketti.

Tüm sınıfın gözleri önünde 4 kişi el kaldırdık. Kötü bir histi. Toplumdan aykırı bir davranış sergiliyordum. Zaten beklenenden az kişi kaldırmıştı çünkü teke tek görüştüğüm birkaç arkadaşım sınıfta oylama yapılırsa el kaldırmayacağını söylemişti. Öyle de yaptılar.

Teneffüste başka sınıflarda durumun ne olduğunu sordum. Benimle aynı fikirde olduğunu sandığım biricik EN yakın arkadaşlarıma sınıflarından kaç kişinin istemediğini sordum.

Sınıflarından kimsenin el kaldırmadığını söylediler.

Sizin dışınızda mı? diye sordum.

-Biz de kaldırmadık ki. Zaten azınlıktaydık. Kaybedeceğimin belli olduğu bir oylamada sessiz kalmayı tercih ederim.

O gün kendimi hayatımda hiç olmadığım kadar kötü hissetmiştim. İlk kez aldatılmıştım. Son sınıf olmanın getirdiği stresle olayı ben mi büyütmüştüm yoksa gerçekten üzülmeye değen bir konu muydu hala bilmiyorum.

Ama güven dediğimiz şeyin benim için ne kadar önemli bir şey olduğunu o zaman daha iyi anladım.

Bir de Kapalı oylama ve açık sayımın önemini.

Çünkü bu yapılan şey 1958lerde yaşıyormuşuz izlenimi verdi bana. (Açık oylama)

İlgili resim

#Günün Filmi: Ucitelka (The teacher)

Bu filmi daha önce duymadığınıza iddiaya girerim. Hatta bu filmin yapıldığı ülke hakkında da pek bir şey bilmiyorsunuzdur muhtemelen. Bunu sizi kışkırtmak için söylemiyorum. Ben bilmiyordum, Slovenya'nın geçmişte kominist bir ülke olduğunu ve dillerinin bu kadar ilginç olduğunu.

 Bu film 1982 Slovenya'sında ( O dönemin Çekoslavakya'sı) yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor. Sıradan bir sınıfa yeni gelen sıradışı bir sınıf öğretmeninin öğrencilerde yarattığı etki ve sonucunda yaşanan kaosu.

Anlatım tarzı Avrupa soğukluğunda. Avrupa soğukluğu: Yaşananların hiçbirinin karakterleri güldürmemesi fakat izleyiciyi çok güldürmesi. Yani film ironiden beslenen bir başyapıt (bence).

Konuyu biraz daha anlatmam gerekirse, bu hocamız öğrencilerin notlarını verme ayağına velilere ayak işlerini yaptırıyor. Bu sisteme ayak uyduramayan velilerin çocukları da "aptal" öğrenci oluyor.

Buyrun fragman: (Bu arada ben televizyonda izlemiştim yani dublaj da gerçekten iyiydi etkiyi daha kolay hissettim.)

Filmi izledikten sonra yeniden buraya uğrayacaklar için:

SPOİ! Filmin sonu size de anlattığım olayla çok benzer gelmedi mi? Açık bir oylamada gösterilemeyen cesaretin kapalı oylamada nasıl cesurca gösterilebildiğinin en güzel örneğiydi bu film. Benim için etkileyici bir filmdi. Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Yorumlarınızı bekliyorum.

En sevdiğim clipi buraya ekliyorum:

23 Ocak 2019 Çarşamba

3 #15DAYSCHALLENGE



#Yapmaya değer

Hayatınızda çıkan fırsatları değerlendirin!

Hiç ilginiz olmayan bir dil kursu mu açıldı? Ona gitmek yerine evde sıkılarak oturacak mısınız? Gidin!

Ben öyle yaptım. İşaret diline hiçbir ilgim yokken işaret dili kursuna gittim. Kursun genel amacı doktor adaylarına işitme engelli insanlara hizmet verirken yardımcı olmaktı. Ama ben bunun yanında çok güzel insanlarla tanıştım.

İşaret dili hocamıza siz diyordum.

Öğrendim ki 18 yaşındaymış

Bu dili bir kursta öğrendi sanıyordum.

Ana dili işaret diliymiş. 
Hayır kendisi işitme engelli değil. Ebeveynleri işitme engelli. 
Ama tabi ki bebeklikte iletişimleri işaretlerle başlamış.
Hatta sırf bu yüzden 4-5 yaşına geldiğinde diğer çocuklarla işaret diliyle iletişim kuruyor bu çocuk demişler ve onu anneannesinin yanına göndermişler :)

İşaret dili kursunda bu dili öğrenirken insanların bu işarete neyi düşünerek anlam yükledikleri üzerine topluca kafa yoruyoruz. Mesela işaret dilinde kötü, şaka, oyun hep benzer işaret dilleriyle gözteriliyor. Bunun da gırgır şamatası hep sürüyor :D

Bu kursta hayata dair güzel şeyler de öğrendim. Hocamızın babasının tek başına avrupa turuna çıktığını ve 3 ay boyunca hiç kaybolmadan yaşadığını öğrenmek beni derinden sarstı.

Sizce de insanın yabancı dilden  önce beden dili ile anlaşmayı öğrenmesi gerektiğinin en güzel kanıtı değil mi?

Valla saygı duydum. 

Bu da böyle kısa bir hatırlatma olarak dursun. Gelecekte okur yine etkilenirim.

#Günün Filmi: BARFİ

Bu hayata dairler ile filmleri benzer konularda seçiyorum, güzel oluyor bence. 

İlgili resim

İşte şimdi ölmeden önce bu filmi izleyin diyebilirim. 
Çünkü bu filmi izlerken genellikle gülümser çoğunlukla mutluluktan ağlarsınız. 
Size bu etkiyi yapacak başka filminiz varsa yorumlara beklerim.
Çünkü böyle bir etkileyicilik nadir bulunur.

Bu filmi izlemişseniz de sizinle paylaşacak önemli bir şeyim var. Filmin ilk yarısını klişe bulanlar olarak ikinci yarısı şaşkınlıktan filme hayran olanlar olarak burada mıyız??

İkinci yarı beni o kadar şaşırttı ki, film yapımcılarına gıpta ile baktım.

Bir kore filminde asla olmayacak kadar güzel bir sondu.

Bir amerikan filminde gerçekleşmeyecek kadar masum bir aşktı.

Bir türk filminde olamayacak kadar kaliteli esprilerdi.

Ba fiii!

barfi gif ile ilgili görsel sonucu


#Hayata dair

Bugün sabahtan beri hastalıkla boğuşuyorum. Bu nedenle tüm günü gözden geçirince günün bir rüya kadar bulutlu ve hızlı geçtiğini fark ediyorum. Size anlatacağım yaşanmış hiçbir şeyim aklımda yok. 

Bu durum super junior'un Weekly İdol random dance'ında Donghea'nin 2.34 dakikasında "BU ŞARKI BİZİM ŞARKIMIZ MI demesi kadar ironik.


22 Ocak 2019 Salı

2 #15DAYSCHALLENGE

#Yapmayadeğer

Bir büyüğünüze instagram hesabı açın!

Sen de mi Brütüs demeyin. Dayıların facebook'u işgalinden, Whatsappta yayın yapan anneannelerden ben de sizin kadar muzdaribim. Fakat ya böyle olmasaydı. Şu hayatta yüz yüze görüşmeden başka haber alma imkanı olmayan büyükleriniz olsaydı, onlar için üzülmez miydiniz? Çünkü yaşlılarımız için çağımızın teknolojisine ayak uydurmak artık telefon kullanmak değil. Daha ötesinde bir şey. Mesela facebook'tan yeğenler grubu açmak ya da instagramı kiracısının gözetlemek için tutmak. Whatsapptan cuma mesajı atmak ama bunu herkese tek tek göndererek değil, tek mesajla gruplara iletmek. Hayat onlar için ne kadar kolaylaşırdı değil mi?

Şimdi bir kez de benim açımdan düşünün, çok sevdiğiniz bir halanız olsun. Galerisinde milyonlarca harika manzara fotoğrafıyla yaşasın. Sizin öyle galeriniz olsa fotoğrafçı diye dükkan açarsınız ama o bir hesapta bile bu fotoğrafları paylaşmasın ve yalnızca eşe dosta bak buralara gittik diye göstersin. 

Hangi yeğen buna göz yumabilirdi ki.
Ben yumamadım.
Açtım bir hesap.

Çok da güzel oldu. 

İsterseniz Vurun beni! Ama şunu bilin ki yine olsa yine yapardım.


#Günün Filmi: Normal bir insan gibi yaşamak

İlgili resim

Bu filmi ölmeden önce izleyin diyemem. Tam tersi yaşarken, yaşamın tam depresif modundayken açın ve izleyin. Bu arada çok bir şey de beklemeyin. Çünkü beklerseniz o kahkahayı hiç atamayabilirsiniz. Fakat hiçbir beklentisiz izlerseniz sizi gülmekten ağlatabilir.

İlginç bulduğum bir ayrıntı: Başroldeki kız bu filmin hem yazarı hem yönetmeni.



#Hayata dair

 Bugün güzel bir ted konuşması izledim. Sizin de izlemenizi öneririm.



Konuşma çok çalışıldığı belliydi. Biraz da bu nedenledir ki başarılı bir konuşmaydı. Ne bir Iı-ı lama ne bir duraksama vardı. 19 dakika olması insanı biraz yordu fakat adam hayatını anlattı bir zahmet yorulalım değil mi?
Yer yer şaşırttı. Nükteli espriler, yerinde laf atmalar hoştu.
Yorumlarda biri şöyle yazmış:
Özer Bey'i Tolgshow'da neden konuşturmadıkları belli oldu. Adam ekmeğinden edermiş insanları.
Bu tarz yorumlara hak verdim gerçekten.

Fakat beni en çok etkileyen şey şu oldu:

- Bir tepsi börek ile bir müzisyen arasındaki farkı söyleyebilir misiniz?

-Biri 4 kişilik bir aileyi doyurur fakat diğerinin bazı günler doyuramadığı olabilir.

Ef sa ne

21 Ocak 2019 Pazartesi

1 #15DAYSCHALLENGE



Bu 15 gün meydan okuma da neyin nesi?

Hemen cevaplayayım! Kendi kendime sahalara geri dönmek için yaptığım bir meydan okuma. Yeniden klavyeleri ağlatabilmek ve buralarda yokken izlediğim incileri sizlere duyurabilmek için bunu yapmam gerekti. 

Bu meydan okumanın 4 temel yapı taşı var:

1- Değinmek istediğim önemli bir konu hakkında samimi duygularım

2- İzlemeye değer film/dizi önerisi (Günün film önerisi)

3-Okumaya değer kitap önerisi (Günün kitap önerisi)

4- Yapmaya değer bir aktivite

Öyleyse 21 ocak tarihindeki #1.si başlasın!

#1 Hayata dair

İstanbullu olanlar bilir, İstanbul'un ilçeleri kocaman bir ülkenin uzaktaki illeri kadar alakasız olabilir bazen. Hatta bazen aynı ilçenin içerisinde bile kendini küçük bir ülkede gibi hissedersin. Bu ilçelerden belki de en meşhuru FATİH ilçesi.

Üniversiteyi Fatih'te kazandığımda bu yeri keşfetmenin 6 ayımı alacağını bilmiyordum. Her yerinde otobüs durağı olan bu ilçenin bazen 10 dakikalık mesafeyi toplu taşıma adı altında 1 saatlik tur gezisine çevirebileceğini de yeni öğrendim.

Çapa - Şehremini kısmının tam bir sağlık merkezi olduğunu, Balat'ın aslında hiç turistsever bir yer olmadığını(daha doğrusu turistik bir yer olmadığını), Haseki ve Yusufpaşa tramvaylarının olması gerekenden fazla yakın olup insanları nerede inmeleri konusunda şüpheye düşürdüğünü, Fatih çarşısında Cuma vakitleri dini hassasiyeti olmayan mağazaların bile dükkanlarını kapattığını, Vatan caddesinin bir yaya geçidi için fazla büyük olduğunu, Aksaray'ın camisinin güzelliğini, İstanbul üniversitesinin iki tramvay durağını da kapsayacak kadar büyük olduğunu, Ayasofya'nın akşam 4'te kapandığını ve en önemlisi de 18 yaş üstüne ücretli olduğunu bilmiyordum.

Muhtemelen daha keşfedecek çok şeyim var. Ama şimdilik geriye dönüp baktığımda bu kadar bilginin tecrübelerle kazanılan değerli şeyler olduğunu düşünüyorum.

Bir şey daha var ama bunu nasıl dile getirmem gerektiğini bilmiyorum. Biraz hassas bir konu. En azından benim ve bizzat tanıştığım güzel insanlar için. O konu Mülteciler hakkında.
İlgili resim

Evet, her yerde "SURİYELİLER" evet bazen toplum içinde bağırarak konuşabiliyorlar. Evet bit Türk'ün omzuna çarptıklarında aldıkları aşırı tepkiyle sinirlenebiliyorlar. Evet, dükkanlarında 3 arapken arapça konuşuyor ve içeri giren Türk'ün bunu duyunca sinirleneceğini akıl edemeyebiliyorlar. Evet, diğer amerikan, alman ya da bir çinli turist gibi Türklere göre fonetik konuşmuyorlar. Çünkü diğerlerinin gürültülü konuşmaları şarkı söylemek gibi onların bağırış çağırışları toplumu HİÇ rahatsız etmiyor. Evet, Aksaray metro ile Yusufpaşa tramvayı arasından geçerken insan gece vakti korkuyor.  Çünkü arkadaşlar uyarıyor"orada çok fazlalarmış." Kimler uzaylılar mı? diyesi geliyor insanın. Evet onlar niye buradalar? Niye savaşta değiller? Tabi ki eşlerini her yeri ayrı "güvenlikli" ülkemize emanet edip savaşın ön saflarında şehit düşebilirlerdi. Onlarsa burada, içleri kan ağlarken gülüşüyorlar. Bir anlam veremiyorum. Adam dediğin ölür ve tabi ki aileleri burada yalnızken onları bırakıp gider.

Hem onların burada kardeşleri yok. Biz farklı kültürden farklı ırktan insanlarız. 
Ama hani Müslümanlar kardeşti? Doğru ya, bu ülke kendine müslümandı. 

Yazdıklarımın tamamından mesulüm. Bu nedenle şu açıklamayı yapmalıyım. İroninin dibini yapmak bazen güldürmüyormuş. Yazdıklarımın tamamına yakınını bazı insanlar savundukları şeylerin saçmalığını görsün diye yazdım. Ve en sondaki yıkıcı cümlem de asla bir nefret söylemi değil aksine olmadığına inandığım bir tutumdur.

Çünkü ben bu ülkede pek çok güzel insan tanıdım.

İlgili resim
Kızılay'ın programı
Böylece anladım ki tek zeki biz değilmişiz. Bazı zekiler aynı zamanda akıllıymış. Savaşta kaybedilen insanlar için harekete geçmişler. Ne güzel insanlar bunlar. 

baran filmi ile ilgili görsel sonucuSevgili okuyucum, eğer ki buyaşananlar çok üzücü olaylar fakat ben insanların acısını anlamakta zorlanıyorum diyorsan  film önerimi bir kenara not edebilirsin!

#Günün Filmi: BARAN

Geçenlerde Yıldız Ramazanoğlu adında bir gazeteci yazar ile tanışma fırsatım oldu. Bu hanımefendi konuşması esnasında Mecit Mecidi adında bir yönetmenin Baran adındaki olağanüstü filminin tüm hollywood dünyasının ağzını açık bıraktığını söyledi. Not defterime filmin ismini not aldım ama aslında hafızama yazmışım haberim yok. Çünkü o gün o kağıdı seminer yerinde unuttum. Ama filmin ismi hala zihnimde ilk duyduğumdaki kadar tazeydi.

İzledim.

İzlerken ürperdim. Filmin görüntü kalitesi çok iyi olduğu için değil(aksine kalite 1970ler gibi). Ya da olaylar karmaşık ve zekice hazırlanmış olduğundan değil. Ben sadece kendime şaşırdım. Filmin sonunu aşırı merak etsem de ilerletmiyordum. Çünkü filmi izlerken bir sonraki sahneden çok korkuyordum. Ne olacağını kestiremiyor, sanki gerçek hayattaki gibi kadere iman ediyordum. 

Bu film neyi mi anlatıyor?

Tahran'da kış mevsimi gelmiştir. 17 yaşındaki genç Lateef, bir firmanın inşaatında kendi halinde çalışmaktadır. İnşaatta çalışan işçilere çay dağıtmak ya da yemek hazırlamak gibi küçük bir işi olan Lateef, bu halinden son derece mutlu ve de memnundur. Ancak bu güzel zamanlar kısa bir süre sonra sona erer. İranlı insanlardan ve Afganistan'daki savaştan kaçan mültecilerden oluşan işçilere bir yenisi eklenir. Rahman isimli Afgan da bunlardan biridir. Lateef'in işi artık Rahman'ındır ve bu durum Lateef'i fazlasıyla rahatsız etmektedir. Eski kolay işini kaybetmeyi kendine yediremeyen Lateef, Rahman isimli genci rahatsız etmeye ve ona zulmetmeye başlar. Ta ki Rahman'ın küçük sırrı ortaya çıkana dek... İran'ın ünlü yönetmenlerinden Majid Majidi'nin yazıp yönettiği film gösterildiği sene çeşitli festivallerde onlarca ödüle layık görülmüş.

Afganistanı Suriyeye, İranı Türkiyeye denkleştirirsek ayıp mı ederiz?


#Yapmayadeğer

vampir köylü ile ilgili görsel sonucuSizin de sürekli polemiklerden bahsedip huzuru bozan akrabalarınız varsa işte gelsin önerim! Vampir köylü oynayın! Böylece oyuncular yetişkin havasından çıkıp 4-6 yaş oyun çocuklarına dönüşebilsin ve oyun arkadaşlarının da kendileri kadar zeki ve kendileri kadar çok düşünen değerli insanlar olduklarını fark edebilsinler.


Olur da anneanneniz gece oldu dediğinizde vampir olmadığı halde gözlerini açarsa da sinirlenmeyin. Ya da doktor teyzenize doktor rolü kurada çıkarsa gülmenizi bastırmak için çok kendinizi tutmayın. Çünkü illaki gülen olacaktır :D Gülün geçin. Birkaç elden sonra olur da bu oyunun tutkunu olurlarsa oyuna yavaşça son verin. Sonra oyunlar ciddiye alınır oyun lmaktan çıkar Allah korusun.

Bu ne komik bir yaşama dair oldu! Neyse asıl komik olanı bunun yaşanmış olması!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...